Öncelikli görev, ekonomik dayanıklılığı artırmaktır…

Dünya alışılmış zamanlardan geçmiyor. Sadece KKTC değil, bütün dünya olağanüstü bir dönemden geçiyor. Adı konmamış olabilir ama fiilen yaşanan bir küresel gerilim hali var. Bir anlamda ilan edilmemiş bir dünya savaşı.
Füzeler her şehrin üzerine düşmüyor. Tanklar her sınırı aşmıyor. Ancak savaşın başka bir yüzü var: EKONOMİK SAVAŞ.
Akaryakıt fiyatları yukarı seyir izliyor. Eskiden 1 TL, 1 TL artarken pompa fiyatı şimdi 5 TL artıyor. Pazartesi, KIBRIS TV’deki ALPET’in sahiplerinden Sofu Altınbaş, Kalecik’e gelen yakıt fiyatlarında yüzde altmışlara varan bir artış olduğunu söyledi. Bunu anlamı yeni zamların kapının aralığından içeri girmekte olduğudur.
Bizi çok alakadar etmez görünse de ticaret yolları değişiyor. KKTC bir ithalat ülkesi. Taşımacılıktaki ciddi artıştan da nasibimizi alacağımız kesin.
Para piyasaları diken üstünde. KKTC Merkez Bankası bankalara ve döviz bürolarına döviz vermeyi durdurmuş.
Kısaca, İsrail – Filistin savaşından etkilenmeyen dünya şimdi ABD-İsrail ikilisinin İran’a saldırısı ve İran karşı verişinden bütün dünya etkileniyor.
***
Askeri literatürde eski bir söz vardır: “Savaşta son sözü, piyade söyler.”… Yani kara harekatı…
Yani teknoloji, füze, hava gücü ne kadar gelişmiş olursa olsun, savaşın gerçek sonucu sahada belirlenir.
Bugün ABD ve İsrail ekseninde İran’a yönelik kara harekatı da konuşuluyor. Ancak haritaya bakıldığında gerçek çok açıktır. İran, 1 milyon 648 bin kilometrekarelik bir coğrafyadır. Yüzölçümü olarak Türkiye’nin iki katından fazla. Böylesine büyük bir ülkeye kara harekâtı düzenlemek kolay bir hesap değildir. Askeri gücün sadece teknolojiyle ölçülmediğini tarih defalarca göstermiştir.
Vietnam bunu gösterdi… Afganistan bunu gösterdi… Irak bunu gösterdi.
İran için de sıkça dile getirilen bir gerçek vardır: İran yenildim demeden yenilmez.
Bu nedenle bölgedeki gerilim uzun süreli bir stratejik baskı şeklinde devam edebilir.
***
Peki bütün bunların Kıbrıs’la ne ilgisi var? Aslında çok ilgisi var. Kıbrıs sıcak çatışmanın tam ortasında olmayabilir. Ancak böyle dönemlerde küçük ekonomiler doğrudan değil, dolaylı etkilerle sarsılır.
Turizm etkilenir. Yüksek Öğretim etkilenir… Yatırımcı temkinli davranır. Finansal hareketlilik yavaşlar.
Yani sıcak savaşın Kıbrıs’a ilk yansıması askeri değil ekonomik olur. Bu nedenle KKTC’nin önündeki en önemli, öncelikli görev ekonomik dayanıklılığını artırmaktır.
İyi olan şu ki, Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik kapasitesi bu tür dalgalanmalara dayanabilecek potansiyele sahiptir. Yeter ki süreç doğru yönetilsin.
Bunun için bazı temel sorunların üzerine kararlılıkla gidilmesi gerekir. Bunların başında kayıt dışı ekonomi geliyor. Yüzde yetmişlerde hatta daha fazla olduğu söylenen kayıt dışı ekonomi geriletildiği oranda devlet gelirleri artar. Vergi adaleti güçlenir. Ekonomik düzen daha sağlıklı hale gelir.
Yeni vergiler koymadan bile devlet gelirlerinde ciddi artış sağlanabilir.
Bu nedenle mesele sadece ekonomi değil, aynı zamanda yönetim iradesidir.
***
Son günlerde açıklanan tasarruf önlemleri daha çok psikolojik bir mesaj niteliği taşıyor.
Devletin tasarruf yapması elbette önemlidir. Ancak açık konuşmak gerekirse açıklanan ilk paket radikal bir dönüşüm yaratacak güçte görünmüyor. Pansuman bile sayılması zor.
Eğer gerçekten ekonomik anlamda olağanüstü bir dönemin eşiğindeysek, bu dönemi göğüsleyip aşmanın yolu da olağanüstü bir siyasi birliktelikten, kader dayanışmasından geçer.
Bunun adı geniş tabanlı siyasi güçtür. Nasıl olacak?
İktidarın tek başına çabası yetmez. Muhalefetin sadece eleştirmesi de yetmez.
İktidar…
Meclisteki muhalefet…
Ve sokaktaki muhalefet…
Toplumun bütün kesimleri bir kader birliği duygusunda buluşabilirse bu süreç yönetilebilir.
Aksi halde mevcut UBP–DP–YDP koalisyonunun işi gerçekten zor. Çünkü böylesi dönemler dar siyasi hesaplarla yönetilemez.
Ama şunu da unutmamak gerekir… Daha da ağırlaşacağa benzeyen bu günler geçecek.
Dünya tarihinin hiçbir krizi sonsuza kadar sürmedi.
Önemli olan bu dönemi kırılarak, parçalanarak değil, akılla ve dayanışmayla geçebilmektir.
Kuzey Kıbrıs küçük olabilir. Ama doğru yönetildiğinde küçük ülkeler krizleri daha hızlı aşabilir. Yeter ki gerçekleri görmezden gelmeyelim.
Ve en önemlisi… Sorunları pansumanlarla değil, cesur kararlarla çözmeyi deneyelim.



