Kimse uyarmadıydı, denmesin diye…

Dünyanın en hassas olduğu konuların başında kara para geliyor.
Neden?
Çünkü kara para, yalnızca kaynağı karanlık bir servet değildir. Arkasında uyuşturucu, kaçakçılık, dolandırıcılık, yolsuzluk ve insanların hayatını karartan suçlar vardır. O paranın dolaştığı yerde suçun gücü de dolaşır.
Bir ayrımı doğru yapalım. Her kayıt dışı kazanç aynı hukuki değerlendirmeye girmez. Ancak vergi kaçakçılığını kara para meselesinden bütünüyle ayrı tutmak da doğru değildir. Uluslararası standartlarda vergi suçları da aklamaya kaynaklık eden suçlar arasında yer alabilir.
***
Asıl soru şudur: Para nereden geldi?
Bu sorunun yanıtını aramadan, yalnızca yatırımın büyüklüğüne bakarak kapıları açarsanız, bir gün o kapıdan girenin kim olduğunu acı biçimde öğrenirsiniz.
Kuzey Kıbrıs’ın siyasi tanınmamışlığı üzerinde özellikle durmak gerekir.
Uluslararası iş birliğindeki güçlükler, denetim boşluklarıyla birleştiğinde kötü niyetli çevreler için çekicilik yaratabilir. Bu ihtimali küçümsemek, ülkeye iyilik değildir.
“Yatırım gelsin de nasıl gelirse gelsin” anlayışıyla temiz bir ekonomi kurulamaz.
***
Finans, akaryakıt, kuyumculuk ve altın ticareti…
Bu alanlarda çalışan herkesi zan altında bırakmak yanlış olur. Alın teriyle, kurallara uyarak çalışanların hakkını korumak da görevimizdir. Tam da bunun için, bu sektörlere girecek yatırımcıların geçmişi, ortakları, sermayesinin kaynağı ve şirketlerinin gerçek sahipleri titizlikle araştırılmalıdır.
Bir kez değil, gerekirse bin kez…
Hele aynı yatırımcı bu alanlardan birkaçında birden faaliyet göstermek istiyorsa, devletin dört gözle bakması gerekir.
Çünkü aklama ağları, paranın izini kaybettirmek için farklı şirketler, sektörler ve ülkeler arasında geçişlerden yararlanabilir. Birbirinden bağımsız görünen işletmelerin arkasında aynı çıkar ağı bulunabilir.
Finans kuruluşundaki ortaklık, akaryakıt ticaretindeki hareketlilik, altındaki yüksek hacim…
Bunlar tek başına suç kanıtı değildir. Ancak birlikte değerlendirilmeleri gereken işaretler olabilir.
***
Devlet, tabelaları saymakla yetinemez. Tabelaların arkasındaki ilişkileri de görmek zorundadır.
Akaryakıtta kaçak ürünün yasal ticaretle karıştırılması, altında suç gelirlerinin ticari işlem görüntüsüne büründürülmesi ciddi risklerdir. Denetim, evrakın bulunup bulunmadığına bakmakla bitmez. Evrakın gerçeği yansıtıp yansıtmadığı araştırılmalıdır.
Geçtiğimiz günlerde Avrupa’dan gelen haber, bu bakımdan öğreticiydi.
7 Ekim’de Almanya ve Hollanda’da Türkiye bağlantılı olduğu belirtilen bir ağa yönelik geniş çaplı operasyon yapıldı. Soruşturma makamlarının değerlendirmesine göre, suç gelirlerini aklamak amacıyla Türkiye’ye yaklaşık dört ton altın taşındığından şüpheleniliyor. Açıklanan tahmini değer yaklaşık 210 milyon euro.
Demek ki mesele yalnızca Almanya’nın ya da Hollanda’nın sınırları içinde kalmıyor.
***
Peki, Kuzey Kıbrıs bakımından araştırılması gereken bağlantılar yok mu?
Bu soruyu sormak gerekir. Ama doğrulanmış belge olmadan “vardır” diyerek hüküm vermek de gazetecilik değildir. Konuyu bir süredir takip ediyorum. İddianın ötesinde bilgilere ulaştım gibi. Belgeler ve doğrulanmış bilgiler geldikçe yazacaklarım olacak.
Soruşturmanın ucu buralara kadar gelecek mi? GELECEK… Kesinlikle gelecek…
***
Temiz toplum istiyorsak, devlet bütün kurumlarıyla kesintisiz mücadeleyi görev bilmelidir.
Polis, gümrük, vergi makamları, mali istihbarat ve yargı birbirinden kopuk çalışamaz.
Şüpheli hareketler zamanında incelenmeli, uluslararası bilgi paylaşımının yolları zorlanmalıdır.
İzin vermeden önce yapılan araştırma, sonradan açılan soruşturmanın yerini tutmaz. Soruşturma da baştan yapılması gereken denetimin mazereti olamaz. Kamu görevlisinin sorumluluğu, imzasını attığı gün başlar; dosya kapanınca bitmez.
Kimsenin siyasi yakınlığı, serveti veya gösterişli yatırımı denetimden muafiyet sağlamamalıdır. Temiz yatırımcı da bunu istemelidir. Çünkü kirli sermayenin ayrıcalığı, dürüst işletmenin haksız rekabet altında ezilmesi demektir. Bunun bedelini toplum öder.
Bugün susarsak, yarın kirlenmenin hesabını hep birlikte öderiz.
Üstelik buradaki kirlenme denizin ötesine de bulaşır.
Kimse uyarmadıydı, denmesin diye yazmak istedim.




