20 kelime ile siyaset yapılırsa, 20 adım ilerlenmez…

Bu köşede düşüncelerimi size aktarırken, kendimi olabildiğince iç siyasetimizin gündeminden uzak tutmaya çalışıyorum.
Yazılarım, gerek siyaset, gerekse ekonomi içerikli olsa da, yukarıda kullandığım cümlenin farkında olarak, yaptığımın doğruluğuna inanıyorum.
Neden mi?
Bu ülkedeki siyaset, iktidarıyla, muhalefetiyle kısır bir döngüye girmiştir.
Ben de kendimi bu gündemin parçası yaparak, ayni kısır döngünün parçası olmayı, ne doğru buluyorum, ne de kabulleniyorum.
Kimsenin kişiliğini rencide etmek, ya da küçük görmek gibi niyetim yok ancak, 20 kelime ile siyaset yapılıp makam sahibi olunabilen başka, medeni anlamda batılı bir ülke daha gösterin, ben de çıkıp özür dileyim.
Kullanılan bu 20 kelime ise aslında, kelime manalarının dışında, halka empoze edilmek istenen çaresizliğin alışılmış hale getirilmek istenmesi ve bundan sağlanan kişisel menfaatten ötesi değil.
Toplumda büyük bir kesim ise, ne üzücüdür ki, bu alışılmış çaresizliğin bir gerçeklik olduğu inancında, yaşamayı kabullenmiş durumda.
Ben içinde yaşadığımız izole durumu bir akvaryuma benzetiyorum. Biz toplum olarak denizde yüzmeyi öğrenmemiz gerekirken, akvaryumda bize atılacak yem ile yaşamayı tercih ediyoruz.
1974’den bugüne, yanımızda bir tek Türkiye durdu. Bunu aklı başında her Kıbrıs Türk kabul eder.
Yalnız Türkiye bir yandan da, her türlü çarpıklığımızın da parçası oldu.
Bütçemiz yetmedi, aktardı. Hastane yapamadık, yaptı. Yol yapamadık, yaptı.
Bizim Türkiye ile bağımız ayrı olmasına ayrı da, başka hiçbir ülke ile bağlantı becerimiz yok mu?
Türkiye bölge ülkeleri ile düşmansa, biz de düşman, dost ise biz de dost mu?
Durum bundan mı ibaret?
Türkiye elini buradan çekse, ne olacak?
Soruları çoğaltmak mümkün olsa da çıkan sonuç değişmiyor. Biz ya yönetmek istemiyoruz ya da yönetemiyoruz.
Bu arada, ülkemizde gündem olmasa da bizi yakından ilgilendirdiğine inandığım bir konuda, geçtiğimiz hafta Türkiye Dışişleri Bakanlığı bir açıklamada bulunarak; ““Lübnan ve İsrail arasında yapılan görüşmeler neticesinde imzalanan deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmasını memnuniyetle karşılıyoruz” ifadelerini kullanıldı. Bu açıklama üzerine Rum yönetimi Başkanı Anastasiades, Lübnan ve İsrail arasındakine benzer bir öneriyi Türkiye’ye sunduklarını, hatta Münhasır Ekonomik Bölgelerin belirlenmesi için Lahey’e başvurmayı önerdiklerini ancak Türkiye’nin bu öneriyi reddettiğini söylerken, “Lübnan ile İsrail arasında yapılan ve barışçıl anlaşmayla sonuçlanan, gerçek bir örnek teşkil edebilirdi” ifadesini kullandı. Türkiye ve İsrail, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesini imzalayan 157 ülke arasında değil ama ,Lübnan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu anlaşmada imzası var. Bizim hakkımızı ise bizim siyasetimiz önemsemiyor ki, ne gündemine alıyor ne de hakkımızı arıyor.
Kendine yetmeyen bir yapının, ekonomisinin sürdürülebilirliğinden de, toplumsal iradeden de bahsetmek mümkün değildir.
Toplumsal manada ilerleme ise ancak bu ezber bozulması ile mümkündür.
Ezberin bozulması ise, duyduğunuz 20 kelime ile olacak iş değildir.
Dünyadan kopuk, mağdur edebiyatı ile bu gemi yüzdürülemez.
