Enerjide de adalet sorunu…

Enerji, varlığın idamesi için esastır.
Dünya üzerindeki ülkeler, farklı coğrafi konum ve iklim özelliklerine sahip. Kimi ülke soğuk, kimisi rüzgarlı, kimisi güneşli, kimisinin akarsuyu diğerinden fazla. Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Her ülkenin gerek iklim, gerekse doğal kaynaklarının birer enerji kaynağı oluşu gerçekliği, Sanayi Devrimi ve sonrasında endüstri ve teknolojinin hızlı bir gelişim içine girmesiyle, daha da gün yüzüne çıktı.
Zaman içinde, enerjinin, ülke ekonomilerindeki yerinin, dışa bağımlılık ve özgürlükle yan yana olduğu gerçekliği ortaya çıktı.
Birçok, enerji kaynağından yoksun ülkenin, enerjide dışa bağımlılığı, cari bütçelerinde ağır bir fatura olarak yer almakta.
Bizim için de durum pek farklı değil.
***
Fosil yakıt hala daha dünya genelinde etkinliğini korurken, çevresel olumsuz etkilerinin dünyayı tehdit eder boyuta ulaşması ve enerjide dışa bağımlılığın, ülkeler için tehdit boyutuna ulaşması, teknolojik gelişimlerin de yardımı ile yenilenebilir enerji kaynaklarının, fosil yakıta alternatif olarak çıkmasında, itici güç oldu.
***
Günümüzde yenilenebilir enerjinin sağlanabildiği kaynakların başında ise akarsulardan hidroelektrik, rüzgar enerjisi, güneş enerjisi gelmekte.
2000’li yıllarla birlikte, güneş panelleri, konut ölçekli, en yaygın alternatif kullanılan yöntemlerin başında gelmeye başladı.
Avrupa Birliği, güneş panellerinden üretilecek enerji konusunda, dünyada örnek olacak şekilde, bir politika belirlemiş ve buna sadık kalmış. 2020’de hedeflenen, toplam Avrupa enerji şebekesinin yüzde 20’sinin yenilenebilir enerji kaynaklı olması ve fosil yakıta olan ihtiyacın azaltılması.
***
Ülkemiz coğrafik olarak güneşli Akdeniz iklim kuşağında. Neredeyse 365 günün 330 günü güneşimiz var. Son yıllarda, elektrik fiyatlarının artışı ile güneş panel fiyatlarının erişilebilir veya panellere yapılacak yatırımın kısa sürede kendini karşılaması talep patlamasına yol açtı.
Ne yazık ki öngörüsüzlüğümüz bu konuda da başımıza bela oldu.
Ülkemizde ana enerji üreticisi konumunda olan KIB-TEK ve ek olarak alım garantili AKSA santrali eklendiğinde toplam üretim 360 megawatt civarında.
Mevcut sisteme entegre olacak, şebekeye bağlı alternatif enerjinin, sistem güveliği açısından toplam üretimin yüzde 20’sinin yani 72 megawatt civarında alternatif üretimin, bir güvenlik veya teknik sıkıntı yaratmayacağı düşünülmekte.
***
Sıkıntılar ise tam da bu noktada başlıyor.
Şu ana kadar uygulanmış, şebekeye bağlı (on grid) yenilenebilir enerji kullanımı 55 megawatt civarında. Uygulanan 55 megawatt’ın, 23’ü konutlara, 32’si ise özel işletmelere verilmiş.
İzinlenmiş, ama uygulanmamış 64 megawatt daha var. Toplam olarak izinlenmiş 114 megawatt var.
KIB-TEK ise, 72 megawatt ve üzerinin elektrik şebekesine zarar verebileceğini söylüyor.
Zarar derken işin boyutunun santralin patlamasına kadar gidebileceği de olası.
Özetle verilmiş izinlerin uygulanma ihtimali, şu anki teknik altyapı ile mümkün değil.
Asıl sorulması gereken ise bu noktaya nasıl gelindiğidir.
***
Konuyu biraz araştırmak kötü kokuları duymaya yetti.
İnşaat şirketlerine verilmiş 3 megawatt iznin olduğunu da duydum.
Bankaların yüksek miktarlar için izin talebinde bulunduğunu da duydum.
Fazla miktarlar için alınan izinlerin para karşılığı satılmak istendiğini de duydum.
Hatta geçmiş dönemlerde, KIB TEK içinden yetkili birilerinin, ‘ihtiyacın yüksek, trafoya ihtiyacın var ve maliyeti yüksektir. Maliyeti düşürmek istersen benim yakınım güneş paneli işindedir. Gel sana izin aldıralım, sorunun çözülsün ama uygulamayı bizim söylediğimiz yerden yaparsan’ dediklerini de duydum.
Bir başka inşaat şirketine uygulanmış 1.5 megawatt’tan bahsediliyor.
Hangi inşaat şirketi 1.5 megawatt enerjiyi nasıl kullanır?
***
Ortalama bir evin aylık ihtiyacının 5 kilowatt civarında olduğunu bu konuda uzman bir arkadaşımdan öğrendim. 1.5 megawatt yaklaşık 300 konutluk enerji yapar.
300 konutun faydalanabileceği bir kaynak neden 1 şirkete verilir?
Yapılanın yasal oluşu, doğruluğunun kanıtı değildir.
Özel şirketlere karşı bir düşmanlığım yok. Onlar kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ederler.
Şirketlerini nasıl daha kazançlı hale getiririm düşüncesinde olmaları da doğru olanı.
Halkın geneline, birileri daha fazla kazanç elde etsin diye, ağır faturalar ödetmeye kimsenin hakkı yoktur.
Özele, verilen izinler iptal edilsin demiyorum ama KIB-TEK özel bir şirket değildir ve kamu yararını düşünmek zorundadır.
Verilen izinlerin temelinde bir mantık olması gerekli. Bu mantık ise öncelikli kamu yararı gütmesi gerçekliğidir.
Konuta verilecek izinlerle hane gelirindeki tasarruf, ailenin refahını artırır.
Bu noktadan sonra yenilenebilir enerji kullanım izinlerinde umarım bugüne kadar yapılan hatalar yapılmaz.
Mevcut şebekemizin bir enterkonnekte sisteme bağlı olmadığından, geriye yaklaşık ya 20 özel kişilik ya da 4000 konutluk izin kaldı.
Bu izinleri kimlere dağıtacağınızın kararını siz verin.
Unutulmamalıdır ki, kaynakların etkin kullanımı ülke refahına direk katkı koyan faktörlerin başındadır.
Paylaşım arttıkça, refah da artar.
Yoksa biri yer biri bakar kıyamet bundan kopar.
