Daralma ve denge

Bir süreden beri bütün dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs salgını, hayatın her alanını olumsuz yönde etkilemeye devam ederken, yaşanan olumsuz sürecin ne kadar süreceği henüz tam olarak kestirilemiyor.
Hiçbir görüş, bu sürecin sağlık kısmı ile ilgili sorunun, ortadan tamamı ile kalkmasına bir yıldan kısa süre vermezken, dört ile beş yıl süre öngören, görüşler de var.
Herkesin ortak umudu, sorunun sağlık tarafına bir an önce çözüm bulunması olsa da, hayat, koşulları değişerek de olsa, yavaşlasa da akmaya devam ediyor.
Dünya ekonomisi, 1929’da Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan, daha sonrasında dünyaya yayılan ‘Büyük Buhran (The Great Depression)’ ve 1930’lu yılların sonuna kadar etkisi altına alan, krizin benzeri bir durumla karşı karşıya.
Büyük buhran zamanında, dünya geneli gayrı safi hasılasında yüzde 26,7 bir daralma yaşanırken, üretimde dünya genelinde yüzde 42 oranında azalma ve global ticarette ise yüzde 65 düşüş yaşanırken, 50 milyondan fazla insan işsiz kalmıştı. Kriz, sanayisi gelişmiş ülkelerde, diğer ülkelere kıyasla, daha fazla hissedilmişti. Yaşanan krizin, başlıca sebepleri arasında, o dönemin finans sisteminin yetersizliği ve düzensizliğinden kaynaklı, para arzındaki daralma vardı.
Kıyaslama açısından belirtmeden geçmek istemediğim bir başka nokta ise, 2008 yılında yine Amerika Birleşik Devletleri’nden, yine finans kaynaklı başlayan ve dünyaya yayılan ve global kriz olarak adlandırılan krizde, dünya geneli, gayrı safi milli hasıla, sadece yüzde bir olarak etkilenirken, krizden kaynaklı işsiz sayısı 9 milyon civarında olmuştu.
Geçmişte yaşanan ekonomik krizlerle, kaynakları farklı sebeplerden başlamış olsa da, Kovid-19’un etkilerine bakıldığında, global ekonomik veriler, sağlık kaynaklı başlayan krizin, kısa zamanda evrilerek derin bir, global ekonomik krize dönüştüğünü görmekteyiz.
Bank Of America, geçtiğimiz günlerde, yaptığı araştırma sonrası yayınladığı raporda, 2020 yılının 2. çeyreği baz alınarak, ülkelerin, Kovid-19 sonrası Gayrı Safi Hasılalarındaki düşüşleri, geçmiş yıllardaki verileri ile kıyaslayarak, ne kadar geriye gittiklerini kıyasladı.
Dünyanın tüm büyük ekonomileri, ciddi bir sarsıntı içinde.
İtalya’nın, 2020 yılının, 2. çeyrek sonrası Gayrı Safi Hasılası, 27 yıl önceki, 1993 yılının 3. çeyreği, verileri ile ayni noktada. Diğer büyük Avrupa ekonomilerinden Yunanistan, İspanya, Portekiz ve Fransa’nın durumları ise çok da farklı değil. Avrupa bölgesi ekonomisinin, ortalama gerilemesi ise 15 yıl öncesi ile denk. İngiltere, gayrı safi hasılasındaki yüzde 20,4’lük düşüş sonrası, resmen ekonomik durağanlığa girdiğini açıkladı. Çin ve Rusya’ya listede yer verilmese de, Çin’in 2020, 1. Çeyreğinde, 1992’de ilk kez çeyrek dönemli veri kaydedilmeye başlanması sonrası, yüzde 6.8 oranındaki en büyük
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nün verilerine göre, dünya genelinde, sadece kovid-19 kaynaklı işsizlik 25 milyon civarında.
Dünya genelindeki, seyahat kısıtlamalarının turizm üzerindeki etkilerine, global talebin düşmesi ile birlikte sanayi üretimindeki azalma, sanayisi gelişmiş ülkelerin pandemiden daha fazla etkilenmiş olduklarını söylemek mümkün.
Duruma karşı, dünyanın gelişmiş ülkelerinde, sorunun çözümüne yönelik geliştirilen tavırlara bakıldığında ise ortak nokta, piyasalara, fazladan likidite enjekte edilerek, yavaşlayan döngüyü hızlandırarak, olumsuz etkileri minimize ederek, mevcut değerlerin korunması yönünde olduğu açıkça görülebilmekte.
***
Dünyada bütün bunlar yaşanırken, ilginç bir şekilde bizim ülkemizde, bu denli önemli bir dönemden geçerken, gündemin çok daha farklı, gerçeklerden uzak konulardan oluşması.
Sanki dünyanın parçası değilmişiz gibi.
Ülkemize bakıldığında, ölçek itibarı ile şanslı olduğumuzu söylemek, ne kadar mümkün olsa da, dünyadan kopuk yaşamıyoruz.
Neredeyse, ülkede her şey yolunda, tavrında yaşayan ve algının, bu yönde olmasını isteyen, çok küçük ama etkili, bir kesim var.
Yaşanan gerçekler ise bu algının 180 derece karşısında.
Piyasadaki daralma, sokakta gezerken anlaşılabilecek duruma geldiyse bıçak kemiğe dayanmıştır.
Daralmanın yaşanması anlaşılabilir olmakla beraber, daralırken toplumsal dengelerin ve değerlerin korunması en önemli noktaların başında gelmelidir.
Finans ve bankacılık ise, bu dönemi atlatmamızın, kilidinin anahtarını elinde tutuyor.
Krizler, eli rahatta olan, niyeti ise kötü olanlar için fırsattır. Devletin bu gibi dönemlerdeki, görevi ise koruyuculuktur.
Sağlıkla başlayan ve hala devam eden, sonrasında evrilerek ekonomik krize dönüşen, bu durumun ortaya çıkması, bizim veya bizi yöneten hükümetin suçu olmamakla beraber, önümüzdeki süreçte, sorunun çözümünün anahtarı hükümettedir.
Devlet, insanlarını, insanlar ise devleti korumakla yükümlüdür. Hayatımız ve geleceğimiz, bu ilişkinin sağlıklı bir anlayış süreci ile devam etmesi mümkündür.
Bu gerçeklikten yola çıkarak bakıldığında, bu dönemde alınacak kararların, zümreleri değil, toplumun genelini kapsayıcı nitelikte olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki, dertler paylaşıldıkça azalır, huzur mutluluklar ise paylaşıldıkça artar.
