Her yönüyle çarpık işgücü ithali…

Son yazımda gerek ülke nüfusumuza, gerekse işgücü nüfusumuza oranla bakıldığında ithal işgücünün fazlalığının kabul edilemez boyutta olduğunu yazarken, ülkedeki nüfusun işgücüne verimli katılımındaki oranın, birçok açıdan mahsurlu olduğuna değinmiştim.
Konunun gerek sosyolojik, gerekse ekonomik boyutu vardır. Bizde ise konunun her iki yönünde ciddi sorunlar olmasına rağmen, üzerinde çalışma yapılmamıştır.
Sosyal hayatın içindeki demografik yapının giderek değiştiğinin yanında, ülkede iç güvenliğin de giderek bozulduğu herkesin malumu.
Bir taraftan kendi insanımız, kendi ülkemizde gelecek endişesi içinde yaşıyorken, diğer taraftan plansız şekilde, ülkeye nüfusumuza oranla oldukça yüksek sayıda insanı, ‘iş gücü’ adı altında ithal ediyoruz.
Ön kayıtla, üniversitelere kayıt yaptırıp, sonrasında kaydını tamamlamayı bırakın bir kenara, ülkeye giriş yaptıktan sonra, o üniversitenin önünden bile geçmeyen, sonrasında, ülkede kaçak yaşayan ve çalışan çoğunluğu Afrika kökenliler, sorunun bir tarafı.
Plansızlığın olduğu yerde, çarpıklığın ve yasa dışılığın olması en doğal sonuçtur.
Konuyu biraz araştırmam, ithal iş gücü konusunun da bundan nasibini fazlası ile aldığını anlamama yetti.
Bir müddet önce Güney Kıbrıs yönetimi sınır boyunca belli bölgelere tel çekeceğini, gerekçe olarak Kuzey’den gelen insan kaçakçılığına karşı önlem olduğu şeklinde açıklama yapmışlardı.
Özellikle Asya (Pakistan, Bangladeş başta olmak üzere) kökenli, bize ön izinle, YASAL olarak gelen hatırı sayıda insan, ülkeye giriş yaptıktan sonra, çalışma ücretlerinin daha yüksek olması sebebiyle, bir şebeke yardımı ile ortalama 500 Euro bedel karşılığında Alayköy ve Haspolat üzerinden Güney’e kaçak olarak geçiriliyormuş.
Bilgisine güvendiğim bir arkadaşım, 5 metrekarede sadece kahve ve çay hizmeti veren bir büfenin, kısa bir zaman aralığında, onuncu kez ön izinle işçi getirmek için Çalışma Bakanlığı’na başvurmuş. Konu ilgili makamlarca incelendiğinde, daha önce getirmek için başvurduğu, dokuz işçinin ülkeye geldiği ancak çalışma izninin sadece ikisine çıkartıldığı, geri kalan yedi kişiye ise getiren tarafından çıkartılmadığı görülmüş ve yeni izin talebi şimdilik reddedilmiş.
Bir şekilde şirketlerin belirli komisyonlarla bu işleri yaptığını da öğrendim, masum şirketlerin yanlış aracılar yüzünden mağdur edildiğini de.
Her ne kadar polis, ön izinle işçi getirip sonrasında çalışma izni çıkarmayan şirketlere yeni izin verilmemesi yönünde tavır koysa da, siyasi baskıların bu noktada da devreye girdiği konuşulmakta.
Olanların içinde en trajik olan ise, KKTC devletinin, organize bir şebeke işi olan böylesi bir çarpıklığın, bir şekilde kullanılan noktasında olması.
Birçok Asya kökenli işçinin buraya farklı vaatlerle, aylık kazancın 600-700 Euro olduğu, çalışma şartları yanlış aktarılarak kandırıldığını da duydum.
Buraya geliş maliyeti toplamı 2200 Euro civarı olan (yolculuk+KKTC devletinin harçları) olan bir işçinin, buraya gelmek için 7500 Euro civarında ön ödeme yaptığı söyleniyor.
Mafya denince birçoğumuzun aklına ilk gelenlerden biri de haksız kazançtır. Kuzey Kıbrıs’ta ise haksız kazanç anlayışı giderek yaygınlaşan bir hal almaktadır. Haksızlığın olduğu yerde, bir taraf haksız kazanç elde ederken, diğer taraf veya tarafların da mağdur olduğunu hatırlatmak isterim.
Birçoğumuz bu kadar küçük bir ülkede olmamıza rağmen gereksiz aracıların maliyetleri yüzünden ödememiz gereken rakamların çok daha fazlasını ödemek durumunda kalıyoruz. Ortalama günde 200 çalışma izni verilen ülkemizde, doğru ölçümün yapılması halinde, ithal iş gücünün maliyetinin, getirisinden fazla olduğu sonucunun çıkacağına inanıyorum.
Her şeyin maliyeti olduğu gibi, iş gücünün de çift yönlü maliyeti vardır. Bugün kendi insanımız özel sektörde sağlıklı ve insanca çalışma koşullarda iş bulamıyorsa, devlette siyasi torpille gireceği işin de, işsizliğinin de, verimsizliğinin de maliyetinin, hepimizin cebinden doğrudan veya dolaylı vergi olarak çıkıyor olduğunun hesabı yapılıyor mu?
Özel ihtiyaç veya gerçek manada katma değer yaratacak konularda, işgücünün ithaline hiçbir itirazım olmamakla beraber, bizdeki mevcut durumun izahı, çarpıklık ve plansızlıktan başka tanımlanamaz.
Kendi insanına değer verip, katma değere dönüştürmeyen bir düzende, toplumsal gelecekten bahsetmek de mümkün değildir.
