Korkmadan, deneyenlerin ortak noktası ‘Start up’

Yaklaşık iki aydır süren hükümetsiz dönemin sonunda, zar zor da olsa bir hükümetimiz oldu.
Kurulan hükümetin ömrü, varılan mutabakata göre, Ekim 2021’de sona erecek ve erken seçimle, meclis aritmetiği yeniden şekillenecek.
Ersan Saner Başbakanlığındaki hükümetin önünde, icraata katkı yapabilecekleri, ülkenin dümenini elinde tutacağı, yaklaşık 10 ay gibi bir süre var.
Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, karamsarlık, toplumdaki hakim duygu.
Bu hükümet kurulurken, aklıma 2013 yılında Dr. Sibel Siber’in Başbakanlığında, bugünkü hükümetin kuruluşuna benzer bir mantıkla kurulan, ömrü 80 günle sınırlı kalan hükümetin, akıllarda bıraktığı olumlu yansımalar geldi.
Bu açıdan bakıldığında, doğru vizyon, niyet ve iradenin ortaya konulması ve doğru adımlar için yeterli zamanın olduğuna inanıyorum.
***
İtalyan, ressam ve bilim insanı Leonardo Da Vinci;
‘İnsanlar üçe ayrılır; görenler, gösterince görenler ve asla göremeyenler’ demişti.
Bakmakla, görmek iki farklı olgu.
Eğer ortada değişime ihtiyaç var ise , görmek veya algılamak tek başına yeterli olmuyor.
Değişim için, görmek ve anlamanın yanında, icraat en önemli eylem.
Geçenlerde Amerika’da, silikon vadisinde, genç yaşında, hatırı sayılır başarı sağlamış, otuzlu yaşlarının başında, girişimci bir genç ile yapılmış söyleşi izledim.
İşinin tanımını yaparken, ben ‘Start Up’ şirketi kuruyorum dedi.
Sözlük manasına bakıldığında ‘Start Up’ : “sıfır noktasından işe başlayan bir şirket için kullanılan terim, başlangıç” olarak tanımlamakta.
Büyük çoğunluğu bilişimle doğrudan bağlantılı olan bu şirketler, kimi zaman bir uygulama, kimi zaman bir ödeme şekli, kimi zamansa bir internet sitesi vs. şeklinde olabiliyor.
***
Aslında işin özü yenilikçi fikirlerde yatmakta. Olmayanı bulup yaratmak. Bulunan orijinal fikri, finansmanla buluşturup, büyütmek.
Taraflardan birinin, finansman gücü yok, ama fikri var.
Yatırımcının ise parasını yönlendirecek fikirlere ihtiyacı var.
Tam da bu noktada yolların kesişmesi, fikrin sahibinde bitiyor.
Yapılan söyleşide ilgimi çeken ise, genel anlayışın neredeyse tümü ile bizden farklı olması.
Genç, şimdiye kadar, sekiz şirket kurduğunu ve bunların beşinin başarısızlıkla sonuçlandığından büyük bir rahatlıkla söz ediyor. Hatta, bulduğu yatırımcının, ondan başarısızlığından ötürü uzaklaşmadığını, aksine yeni projeler için teşvik ettiğini söylemesi ise oldukça ilginçti.
***
Konu ilgimi çekince, daha da araştırmak istedim.
Genel eğilim, denemeden ve yanılmaktan korkmayarak sürekli gelişen ve büyüme potansiyeli yüksek fikri bulmak.
Sistem ise sizi buna zorluyor.
ABD dahil birçok gelişmiş ekonomide, mevduat faiz oranlarının düşüklüğünden, para bankada büyüme fırsatı bulamıyor.
Eğer para kazanmak istiyorsanız, sürekli, fikir üretip, iş yapmak zorundasınız.
‘Start Up’ şirketlerine başlangıç olarak büyük yatırımlar yapılmıyor. Başarı oranları ise neredeyse yirmide bir.
İlk bakışta başarı yüzdesi oldukça düşük görünse de, başarı yakalamış bir ‘start-up’ şirketinin büyüme hızı, haftada yüzde yedi, hatta üzerinde olabiliyor.
İşe bir de bu açıdan baktığınızda, yanılma toleransının öneminin ne kadar küçük olduğunu anlayabiliyorsunuz.
Çok büyük riskler almadan sürekli deniyorsunuz. Fikir tuttuğu anda çok hızlı bir geri dönüş ve karlılık.
***
Dünyanın bir çok ülkesinde, kişisel transfer maksatlı, taksi benzeri olarak kullanılan bir uygulama olan ‘UBER’ de ilk başlarda bir ‘Start Up’ şirketi idi. 2009 yılındaki başlangıç yatırımı beş yüz bin dolar civarında idi. Uber’in şu anki güncel değeri ise 75.5 milyar dolar.
Uber, ilk yatırımcılarına yatırımlarının neredeyse 33 000 (otuz üç bin) katı kazanç getirisi olmuş. Şu anki yatırımcıları arasında ise, Amazon’un sahibi ünlü işadamı Jeff Bezos ve Softbank Vizyon Fonu gibi prestij sahibi, iş insanları ve şirketler var. Uber ise yeni fikirlerle büyümeye ve gelişmeye devam ediyor.
***
Bu yazıyı yazarken maksadım, ülkemiz ile Amerika veya silikon vadisi imkanlarını kıyaslama yapmak değil.
Elbette imkanların arasındaki farkı, herkes gibi ben de görebiliyorum.
Burada, bir silikon vadisi kurulamayacağının da farkındayım ama bilişim konularındaki geriliğimizin de farkındayım.
Yukarıda yazdıklarımın bizimle kıyasını, tamamen bakış açısı farklılığı ile düşünün.
Bizdeki deneme, yanılma ve başarısızlığa karşı tepki ile kıyaslayın.
Ülkemizdeki eğitimin evrenselliğini ve dünya ile ne kadar entegre olduğunu kıyaslayın.
Değişime ve yeni fikirlere ne kadar açık olduğumuz ile kıyaslayın.
Vizyonumuzu kıyaslayın.
Gelişmiş dünya ile ne kadar ayni dili konuştuğumuzu kıyaslayın.
Sonra bizim nerede, onların nerede durduğuna bakın.
Bu kafa yapısı ve bu idare zihniyeti ile, ilerleyen zamanda, bizim nerede, onların nerede olacağını hayal edin.
Eğer kendi kendine yetmenin yanında, dünya ölçeğinde bir refah arıyorsak, denemekten korkmamak ve yeni fikirler üretmek birinci koşul.

