Hasan Hastürer

Turizm sektörü, tek bir casino vagonuna bağlı…

KKTC’nin tanrı vergisi bir turizm potansiyeli var. Bu bir tespit değil, artık herkesin kabul ettiği bir gerçek. Ama gel gör ki, mesele potansiyelin varlığı değil… O potansiyelin nasıl değerlendirildiği.

   Tanrı neler vermiş?

   Doğa vermiş.

   İklim vermiş.

   Deniz vermiş.

   Tarih vermiş.

   Coğrafya adeta “gel beni doğru kullan” diyor. Ama biz ne yaptık? Ya da ne yapıyoruz? Yıllarca bu zenginliğin üzerine oturduk… Turizmi doğru kulvarda ileriye taşımadık. Turizmi ışıltılı yapan casino turizmi üzerinden, “turizm lokomotif sektördür” denildi.

***

20 Temmuz 1974 öncesine dönelim. Kıbrıslı Türklerin turizmle ilişkisi yok denecek kadar sınırlıydı. Ne yatırımlar vardı, ne de turizm kültürü. Barış Harekâtı sonrası ise yeni bir sayfa açıldı. O sayfada, Rumlardan kalan tesislerin üzerine kurulan bir başlangıç vardı.

   Turizmi yönetecek insan kaynağımız yoktu. Bu eksikliği gidermek için Türkiye’den destek aldık. Çağlar Yasal, bize yardımcı olarak gönderilen bir memurdu. Daha iyisi yok diye ilk Turizm Bakanı yapıldı.

***

   Yatak kapasitemiz uzun yıllar yetersiz kaldı. Turistik destinasyon olmak istiyorsanız, önce misafir ağırlayacak kapasiteniz olacak. Zamanla dört yıldızlı, beş yıldızlı oteller yapıldı. Yatak sayısı arttı. Ama turizmin ruhu, çeşitliliği ve sürdürülebilirliği aynı hızla gelişmedi.

***

   Casinolar, eleştirildi… Ancak “casinolar da olmasa ne olurdu?” sorusu da ilk günden kısık sesle de olsa soruldu. Casino işletmecileri bile, utanacakları bir iş yapıyorlarmış gibi, sesini doğru dürüst çıkarmadı.

   Casinolar, inkâr edilemez şekilde turizme ivme kazandırdı. Ekonomiye katkı sağladı. Otelleri doldurdu. Otellerle birlikte uçakları da doldurdu. Ama aynı zamanda turizmin yönünü de belirledi. Belki de “FAZLASIYLA” belirledi.

***

Zaman içinde şunu gördük: Casino varsa otel ayakta. Casino yoksa otel sallantıda.

Bu tablo, bize bir şeyi açıkça gösteriyor. Biz turizmi çeşitlendiremedik.

   Sağlık turizmi dedik, olmadı.

   Spor turizmi dedik, olmadı.

   Kültür turizmi dedik, olmadı.

   Doğa turizmi, kendi haline bırakıldı.

Hep konuştuk. Hep  güya planladık. Ama uygulamada sınıfta kalındı. Birkaç arpa boyu bile yol alınamadı.

***

   Casino otelleri, adeta sağılacak inek gibi görüldü. Kısa vadeli kazançlar uğruna uzun vadeli stratejiler ihmal edildi. Oysa turizm dediğiniz şey, sadece bugünü değil yarını da planlamaktır. Turizmde iddialı ülkeler, birkaç sezon ilerisini pazarlarken, biz altı sonrasını pazarlamaya çalışıyoruz. Parlak lafları boş verin. Gerçek, üç aşağı beş yukarı yazdıklarımdır.

***

ABD-İsrail birlikteliğiyle, İran’ın savaşının gölgesinde bir bayram geldi geçti.

Telefon trafiği yaptım. Otelleri aradım. “Nasıl geçti?” diye sordum. Beklentim, en azından bayram doluluğu ile ilgili, Türkiye kökenli turist bağlantılı olumlu birkaç cümle duymaktı. Ama olmadı.

Hiçbirinden “çok iyiydi”yi boşverin, “iyiydi” cevabı çıkmadı. Casinolar da işe yaramadı.. İşte o an, yıllardır yarı şaka yarı ciddi benimde sorduğum, “Casinolar bir gün durursa ne olur?” sorunun yanıtını aldım.

Bu bayram bize sorunun cevabını gösterdi. Çok şey olur… Ama iyi şeyler olmaz.

***

   Turizm dediğimiz lokomotif sektör, aslında tek bir vagona bağlı. O vagon da casinolar.

   Ekonominin en temel kuralı bellidir: Yumurtaların hepsini aynı sepete koymayacaksın.

   Biz ne yaptık? Tüm yumurtaları tek sepete koyduk. Üstelik o sepeti de oldukça sallantılı bir zemine bıraktık.

   Bugün yaşananlar bir kriz değil, bir uyarıdır. Eğer bu uyarıyı doğru okursak, şansımız geçerliliğini korur..

   Ama okumazsak… Yarın sadece turizm değil, onunla bağlantılı onlarca sektör de aynı sarsıntıyı yaşayacak.

Yer yerinden oynasa, turizmle ilgili potansiyel hâlâ orada duruyor.
Biz o potansiyeli gerçekten değerlendirmek istiyor muyuz, yoksa onun gölgesinde yaşamaya, vaziyeti idare etmeye devam mı edeceğiz?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu