Derviş Doğan

Bunların hangisi “kalkınma” başlığı altında meşrulaştırılmadı?

Daha da önemlisi, kalkınma kavramının kendisi sorgulanmadan, her bölge için otomatik bir hedef olarak kabul ediliyor. Oysa temel soru şu olmalı: Bir ülkenin her köşesi aynı şekilde “gelişmek” zorunda mı? Ya da daha doğru bir ifadeyle, her yerin aynı modelle, aynı araçlarla dönüştürülmesi gerçekten gelişme midir?

Karpaz, bugüne kadar görece korunabilmiş nadir bölgelerden biri. Bu özelliği, onun bir “eksiklik” içinde olduğunu değil, tam tersine bir değer taşıdığını gösterir. Ancak mevcut anlayışta bu tür alanlar, korunması gereken istisnalar olarak değil, henüz “değerlendirilmemiş potansiyeller” olarak görülüyor. İşte asıl sorun da burada başlıyor.

“Bölgesel kalkınma, gençlerin istihdamı, planlı gelişim” gibi kulağa son derece makul gelen ifadeler, pratikte çoğu zaman aynı sonuçları doğuruyor: kısa vadeli ekonomik hareketlilik uğruna uzun vadeli tahribat. Üstelik bu süreçlerin ne kadar “planlı” olduğu da ayrı bir tartışma konusu. Bugün ülkenin farklı bölgelerine bakıldığında, gerçekten planlı ve sürdürülebilir bir kalkınma modelinden söz etmek ne kadar mümkün?

Öte yandan, siyasetin içinde bulunduğu ikilem de göz ardı edilemez. Karpaz’da yaşayan insanlar var, seçmen var, beklentiler var. “Bu bölge korunmalı, dokunulmamalı” demek, sahada kolay karşılık bulan bir söylem değil. İnsanlar iş, gelir ve gelecek istiyor. Bu talepleri tamamen yok sayan bir yaklaşım da gerçekçi olmaz.

Tam da bu noktada siyaset, en zor sınavıyla karşı karşıya kalıyor: Kısa vadeli popüler beklentiler ile uzun vadeli kamusal çıkar arasında bir tercih yapmak. Açık konuşmanın bedeli oy kaybıysa, susmanın ya da yuvarlak ifadeler kullanmanın bedeli de güven kaybı oluyor. “Yukarı tükürsen sakal, aşağı tükürsen bıyık” durumu tam olarak bu.

Belki de asıl eksik olan şey, bu iki uç arasında sıkışmayan yeni bir dil ve yeni bir model geliştirememek. Kalkınmayı, her yere aynı yatırım kalıplarını uygulamak olarak değil; yerelin özelliklerini, ekolojik sınırları ve toplumsal ihtiyaçları birlikte gözeten bir süreç olarak yeniden tanımlamak gerekiyor.

Karpaz tartışması bu açıdan bir fırsat da olabilir. Eğer gerçekten ders çıkarılmak istenirse, “her yeri geliştirme” refleksinin yerine “nerede durulacağını bilme” erdemi konulabilir. Çünkü bazen bir yeri korumak, onu değiştirmekten daha zor ama çok daha değerlidir.

Sonuçta mesele sadece bir yasa tasarısı değil. Mesele, nasıl bir ülke istediğimiz. Her köşesi benzer şekilde tüketilmiş bir yer mi, yoksa farklılıklarını koruyabilmiş bir bütün mü?

Belki de bu soruya verilecek samimi bir cevap, bütün bu tartışmalardan daha yol gösterici olacaktır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu