Hasan Hastürer

Savaş biter, ekonomi savaşı yeni başlar…

Genelde yazımı erken yazmayı sevmem, ya da tercih etmem.

Yazıma başlamadan da son bir haber turu yaparım..

Yazımı savaş ve ekonomi bağlantılı yazmaya karar verdim. Haber turu yapıyorum.

“… İsrail Savunma Bakanı Katz, bir süredir süren tehditlerin ardından Lübnan’ın güneyini işgal edeceklerini ve bölgedeki evlerin hepsini yıkacaklarını dile getirdi.

… Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, ABD Başkan Donald Trump’ın uluslararası hukuku ihlal ettiğini, İran savaşının yasa dışı ve korkunç bir hata olduğunu dile getirdi.

… Savaş Filipinler’de “ulusal acil enerji durumu” ilan edilmesine yol açtı. Şimdilik bir yıl süreyle geçerli olacak kararname kapsamında, Acil Durum Komitesi kuruldu.

Devlet Başkanı Marcos’un başkanlık edeceği bu komite, yakıt, gıda, ilaç, tarım ürünleri ve diğer kritik önemdeki ürün ve malların bulunabilirliğini ve düzenli dağıtımını sağlamaktan sorumlu olacak.

… İsveç hükümeti “dürüst olmayan” göçmenleri sınır dışı etmeyi planlıyor. Yasa tasarısına göre, “borçlarını ödemeyen veya sosyal yardım sistemini suistimal edenler” sınır dışı edilecek.

… Venezuela’nın devrik lideri Maduro Perşembe günü ikinci kez yargıç karşısına çıkıyor. 92 yaşındaki federal yargıç Alvin Hellerstein’in yıllar sürebilecek bu davaya ne kadar uygun olduğu ise ABD’de tartışma konusu.”

                                                                  ***

   ABD–İsrail ile İran arasındaki savaşın çok uzun sürmeyeceği yönünde güçlü bir kanaat var. Tarih öğretti… Savaşlar mutlaka bir noktada sonuçlanır. Ancak savaşın kendisinden daha kalıcı olan, bıraktığı ekonomik izlerdir. Savaşın izleri silinirken ekonomideki izleri kolay silinmez. Hatta çoğu zaman savaş biter, ekonomik savaş yeni başlar.

***

Kriz dönemleri ekonomilerin turnusol kâğıdıdır. Kim güçlü, kim kırılgan, kim günü kurtarmaya çalışıyor,  hepsi ortaya çıkar.

   Sağlam temellere oturan, öngörüyle yönetilen ekonomiler bu tür sarsıntılardan daha az yara alır. Ama destekle ayakta duran, üretimden çok tüketimle varlığını sürdüren ekonomiler için tablo ağırdır. Bazıları sendeleyerek yoluna devam eder, bazıları ise çöker, hatta Kıbrıslı deyişiyle BİDDAGA olur.

***

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde durumumuz ne?

   Gerçekçi olalım. “Denk bütçe”, “kendi ayakları üzerinde duran ekonomi” gibi kavramları sıkça telaffuz ediyoruz. Ancak bu kavramlar sadece söylenmekle gerçek olmaz.

   Bizim mali yapımız, sağlıksız, ciddi sıkıntılar barındırıyor. Hatta “sağlıksız” demek bile hafif kalır. Daha doğru ifadeyle, KKTC kamu maliyesi kronik bir hastadır. Zaman zaman yoğun bakım servisinin kapısından dönmektedir.

Kayıt dışı ekonomi, bu hastalığın en belirgin bulgularındandır. Sadece devletin gelir kaybı değil, aynı zamanda gelir adaletsizliğinin de ana kaynağıdır. Çok kazananın çok vergi vermediği, hatta hiç vermediği, az kazananın yük altında ezildiği bir yapı sürdürülebilir değildir. Vergi politikasının adalet üretmediği yerde, sosyal denge de bozulur.

***

Hayat pahalılığı ödeneği ise ayrı bir tartışma başlığıdır. Bu uygulama bir çözüm değil, bir sonuçtur. Ekonomiyi kontrol edemeyen yönetimlerin elinde, geçici bir rahatlatma aracına dönüşür. Ancak her artış, bir başka mali yükü beraberinde getirir. Devlet bir yandan çalışanı korumaya çalışırken, diğer yandan kendi mali dengesini daha da zorlar. Bir anlamda eliyle yaptığını boynuyla çeker.

Hayat Pahalılığının maaşlara, ücretlere yaptığı etkinin özel sektöre yansıması ayrı bir dert.

***

Çelişki burada da bitmiyor. Bir tarafta tasarruf tedbirleri açıklanıyor, diğer tarafta teşvik paketleri devreye sokuluyor. Elbette teşvik gereklidir. Ancak her teşvikin bir maliyeti vardır. Gelirlerin daraldığı bir dönemde giderlerin artması, ciddi bir sorgulamayı da beraberinde getirmelidir. Bu tablonun izahata gereksinimi vardır.

***

Unutmayalım, sadece biz değil, dünya olağanüstü bir dönemden geçiyor. Hatta bazı görüşlere göre daha bu sürecin başındayız. Enerji fiyatlarından tedarik zincirlerine, finansal dalgalanmalardan jeopolitik risklere kadar geniş bir alanda belirsizlik hakim.

   Böyle bir dönemde eski alışkanlıklarla yol almak mümkün değildir. Popülist politikalar kısa vadede alkış getirir, ancak orta ve uzun vadede bedeli ağır olur. Gerçekçi, disiplinli ve kararlı adımlar atılmadan bu süreç yönetilemez.

***

Kuzey Kıbrıs’ın potansiyeli vardır. Ancak potansiyel tek başına yeterli değildir. Önemli olan o potansiyeli doğru politikalarla hayata geçirmektir. Kayıt dışılığın azaltılması, vergi adaletinin sağlanması, kamu maliyesinin disipline edilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Yazın bir kenara…Kontrollü önlem alınmazsa, kontrolsüz sürüklenme kaçınılmazdır. Ve o sürüklenmenin bedelini toplumun tüm kesimleri ödeyecek. Bunu görmek, bunu öngörmek için ekonomi profesörü olmaya da gerek yok.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu