Derviş Doğan

Bu Nasıl Bir Yüzsüzlüktür…

Bugün bu ülkenin içine sürüklendiği tabloya baktığımızda artık mesele yalnızca kötü yönetim değildir. Mesele, toplumun aklıyla alay edercesine sürdürülen bir siyasi yüzsüzlük düzenidir. Çünkü mevcut hükümetin gelmiş geçmiş en üst düzey kadrolarının büyük bir bölümü; sahtecilik, rüşvet, kara para aklama, usulsüzlük ve benzeri son derece ağır skandal iddialarıyla anılır hale gelmiştir. Normal şartlarda böylesi ithamların gölgesi bile demokratik bir ülkede ciddi bir siyasi hesaplaşmayı beraberinde getirir. En azından vicdan sahibi yöneticiler çıkar, toplumun karşısına geçer ve hesap verir. Fakat burada tam tersine, hiçbir şey olmamış gibi koltuklara daha sıkı sarılan bir anlayışla karşı karşıyayız.

Daha da vahimi, bu çürümüş düzenin devamı için hâlâ “istikrar”, “devlet ciddiyeti” ya da “milli mesele” gibi kavramların arkasına saklanılmasıdır. Oysa ortada ne devlet ciddiyeti kalmıştır ne de topluma karşı duyulan en küçük bir sorumluluk hissi… Halk yoksullukla, hayat pahalılığıyla, umutsuzlukla mücadele ederken; ülkeyi yönetenlerin büyük bölümünün adının skandallarla yan yana anılması başlı başına bir çöküş göstergesidir.

Bir toplumun en büyük felaketi yalnızca kötü yöneticiler değildir; o kötülüğü sıradanlaştıran, onu meşrulaştıran ve utanmadan savunmaya devam eden zihniyettir. Ve bu zihniyeti siyasi yelpaze içinde meşru kıllanlardır.Zira yozlaşma sadece suç işlemekle büyümez, aynı zamanda suça rağmen susanlarla, görmezden gelenlerle ve siyasi menfaat uğruna her şeyi normalleştirenlerle büyür. Bugün yaşanan tam olarak budur.

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu kadar ağır iddiaların gölgesinde hâlâ hiçbir şey olmamış gibi davranabilmek nasıl bir siyasi arsızlıktır? Toplumun gözünün içine baka baka “yola devam” diyebilmek nasıl bir vicdan kaybıdır? Demokratik kültürün yerleştiği ülkelerde bir bakanın küçük bir etik ihlal sebebiyle dahi istifa ettiği örnekler ortadayken, burada skandallar silsilesinin adeta rutin bir olaymış gibi karşılanması ülkenin nasıl bir ahlaki aşınma yaşadığını açıkça göstermektedir.

Fakat unutulmamalıdır ki toplumların hafızası bazen geç konuşur ama mutlaka konuşur. Halk bir süre susabilir, bir süre sabredebilir; ancak adalet duygusu tamamen yok sayıldığında o sessizlik gün gelir çok büyük bir hesaplaşmaya dönüşür. Çünkü hiçbir iktidar, toplumun vicdanından daha güçlü değildir. Ve hiçbir siyasi yapı, halkın güvenini kaybettikten sonra sonsuza kadar ayakta kalamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu