Alper Eliçin

Miralay Suphi Bey’in Anısına

 

Evvelsi haftaki ‘Hindiçini’de Bir Osmanlı Trajedisi’ adlı yazımda Güneydoğu Asya’da esaret yaşayan ve şehit düşen Türklerle ilgili araştırmalara yeni bir boyut kazandırmak için sözlü tarihe de önem verilmesi gerektiğini vurgulamıştım. Bu yazımda Miralay (Albay) Suphi Bey üzerinden bu konuda ben de ufak bir katkıda bulunmaya çalışacağım.

Hikayesini anlatacağım Konuralp ailesinin soy kütüğü Osmanlıların kuruluşuna kadar dayanıyor. Ailenin kökeni Osman Bey’in silah arkadaşı ve Düzce-Bolu yörelerinin fatihi Konur Alp Gazi’ye kadar gidiyor. Ailenin şeceresine bakıldığında pek çok önemli asker ve yönetici olduğu dikkat çekiyor. Örneğin ailenin bir ferdi Mora Beylerbeyliği yapmış.

Aslen Düzce/Hendek kökenli olan aile, nesiller önce, büyük olasılıkla 16.yüzyılda İstanbul’a yerleşmiş.  Çok uzun yıllar İstanbul’da Kadıköy-Üsküdar semtlerinde yaşamışlar. Aile Cumhuriyet döneminde soyadı yasası çıkınca da Konuralp soyadını almış.

Bu tipik eski İstanbul ailesinden ismini ilk duyduğum kişi, ben daha 6-7 yaşlarımdayken, Prof. Dr. Halit Ziya Konuralp olmuştu. O zamanlar dedem ve büyükannemin, şimdi ise benim oturduğum 3.Levent’teki evden, 4. Levent’e baktığımızda 600 metre kadar ötede gördüğümüz şık villalardan birinde ünlü Profesör Konuralp’in oturduğunu anlatırlardı. Babası da II. Abdülhamit’in özel doktoru olan Profesör Konuralp plastik ve rekonstrüktif cerrahi deneyimini İkinci Dünya Savaşı esnasında bulunduğu Almanya’da, yaralı askerleri tedavi ederek edinmiş, daha sonra tecrübelerini Türkiye’ye aktarmış. 98 yaşına kadar asistanlarının yaptığı ameliyatlara girmeye devam eden ve 101 yaşında vefat eden Ziya Konuralp, plastik ve rekonstrüktif cerrahinin Türkiye’deki kurucusu olarak kabul ediliyor. Prof Konuralp’in komşularından biriyse Zeki Müren’di. Oturdukları Akağaç sokağının adı da o nedenle Zeki Müren’in ölümünden sonra Zeki Müren sokak olarak değiştirildi.

Mart sonu, üniversiteden arkadaşım Nüket ile bizim evde sohbet ederken kendisine bir telefon geldi. Arayan kişinin adı Mehmet Konuralp’ti. Konuşmanın sonunda Nüket’e Mehmet Bey’in Prof. Dr Halit Ziya Konuralp’le bir ilişkisi olup olmadığını sorduğumda, oğlu olduğunu söyledi. Ayrıca kendisinin de ülkemizin önemli mimarlarından biri olarak ün yapmış olduğunu, eserlerinde brutalist ve modern mimariden örnekler verdiğini öğrendim. İsmini daha önce duymamış olmam benim eksikliğim diye düşündüm.

Sohbetin akışı içerisinde Mehmet Bey’in anneannesinin eniştesi Suphi Bey’in Mezopotamya’da Kurna’da İngilizlere esir düştüğünü, Basra’dan gemiyle önce Hindistan’a oradan da Burma’ya (bugünkü Myanmar) gönderildiğini öğrendim. Suphi Bey’in mezarı, Nüket’in anlatımına göre, Mehmet Konuralp’in adeta bir detektiflik çalışmasını andıran çabaları sonucunda,  evvelsi haftaki yazımda değindiğim Thayetmyo esir kampı şehitliğinde bulunmuş ve yerel malzemeler kullanılarak restore edilmişti.

30 Nisan 2026’da evinde buluşmak üzere bir randevu aldık. Tesadüf o gün Mehmet Bey’in de 87. yaş günüydü. Mehmet Bey bizi içten bir şekilde karşıladı. Prof. Konuralp’ten, Levent’teki uzak komşuluğumuz üzerine biraz sohbet ettik. Ayrıca kendisine Konuralpler kadar eski olmasa da benim ailemin de eski bir İstanbul ailesi olduğunu, Lale Devri’nde Topkapı Sarayı’na aşçı olarak geldiklerini anlattım. Daha sonra kahvelerimizi içerken bana Miralay Suphi Bey’in hikayesini anlattı.

Basra Vali Vekili ve Miralay Suphi Bey

Suphi Bey daha Birinci Dünya Savaşı başlarında Enver Paşa’nın Osmanlı’yı felakete sürükleyeceğini öngören subaylardan biri. Bu nedenle Enver Paşa kendisini İstanbul’dan uzaklaştırmak amacıyla Mezopotamya cephesine yolluyor. Orada Basra Vali Vekili ve komutanı olarak görev yapıyor. Suphi Bey İstanbul’dan ayrılırken her ne kadar sürüldüğünü bilse de, Mezopotamya’daki görevinde başarılı olup Paşa rütbesi ile taltif edilme beklentisi içerisindeymiş.

Ancak olaylar istediği gibi gelişmiyor. Gelecek yıllardaki sanayileşme ve askeri gelişmelerde petrolün önemini çok iyi görmüş olan İngilizler, İran’ın Abadan bölgesindeki petrol yataklarını ve rafineriyi ele geçirmek için ileri harekata başlamışlar. 11-22 Kasım 1914 tarihleri arasında Basra’nın güneyinde yapılan şiddetli muharebeler sonucunda kent İngiliz kuvvetlerinin eline geçmiş. Basra’nın kaybı üzerine Miralay Suphi Bey, Fırat ve Dicle’nin birbirlerine en fazla yaklaştığı Kurna kasabasında Osmanlı kuvvetlerini yeniden düzenleyip savunma pozisyonuna geçirmiş. İngiliz kuvvetleri hem karadan hem de Fırat nehrindeki donanma (Espiegle, Odin ve Lawrence gemileri) tarafından ateş altına alınmış. Suphi Bey’in komutasında ise iki bin civarında asker ve iki ila dört arasında eski dağ topu varmış. Bunların menzilleri de gemilere ulaşamıyormuş.

3-9 Aralık 1914 arasında gerçekleşen şiddetli çatışmalar sonucunda, hem karadan hem de nehirlerden tamamen kuşatılan ve cephanesi tükenen Suphi Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetleri teslim olmak zorunda kalmışlar. 2100 kişiden oluşan, zaman zaman gelen destek güçleriyle 4,500’e kadar ulaşan, kara ve deniz topçusu desteği alan İngiliz kuvvetleri, 989 er 42 subaydan oluşan Osmanlı kuvvetlerini esir almışlar. Bu kuvvetlerin önemli bir bölümünü de kendi aralarında Sünni ve Şii olarak bölünmüş olan disiplinsiz yerel aşiret güçleri oluşturuyormuş.

İngilizler karşısında Osmanlı güçlerinin zayıf kalmasının en önemli nedenlerinden biri de Enver Paşa’nın Mezopotamya’dan çok Kafkaslar ve Süveyş cephelerine önem vermesi. Tali cephe olarak görülen Mezopotamya’ya önem verilmemiş.

Esir alınan subaylar ve askerler, İngilizler tarafından önce Türk ve Kürt olarak ayrıştırılmaya çalışılmış. Ancak Kürtler bu ayrıştırmaya karşı çıkınca bu uygulamadan vazgeçilmiş. Daha sonra tüm esirler gemilerle Hindistan’a doğru yola çıkarılmış. Yolda ölenlerin cesetleri denize atılmış. Sonunda Suphi Bey’in bindirildiği gemi Bombay’a (Mumbai) ulaşmış. Oradan da trenle uzun bir yolculukla Bengal körfezi kıyısına, sonra da gemiyle Burma’nın o günkü merkezi Rangun’a varmışlar. Rangun’dan sonra da İrravadi nehri üzerinden Thayetmyo’ya ulaşmışlar. Özellikle tren yolculuğu esnasında açlık ve susuzluktan büyük sıkıntı çekmişler. Burma’da esirler kara ve demiryolu inşaatlarında çalıştırılmak üzere değişik kamplara dağıtılmış.

Üst düzey komutanlar ise Thayetmyo’daki kampa yerleştirilmiş. İngilizler kampı zamanla, her bölümü 400 esir civarında kapasitesi olan 12 bölüme ayırmışlar. Subaylar için kısmen daha iyi şartlar sağlayan bir bölüm de varmış. Suphi Bey’in esareti ve vefatından sonra da bu kampa Mezopotamya ve Kanal harekatında esir düşen pek çok Türk esir daha getirilmiş. Myanmar’da bilinen üç kamp daha var.

Kurna yenilgisinden sonra, subaylarla esirler arasındaki ilişkileri yönetebilmesi için, en yüksek rütbeli esir olan Miralay Suphi Bey’e, İngiliz kamp yöneticisi tarafından koordinasyon görevi verilmiş. İstanbul’dayken askeri eğitmen olan Suphi Bey, esir düşmüş olan askerlerini korumak için şartlar el verdiği oranda çaba göstermiş. O nedenle hem Osmanlı esirlerinin hem de İngilizlerin saygısını ve sevgisini kazanmış. Ayrıca bu zorlu görevde kendisinin bazı Batı dillerine de hakim olması, mutlaka hem kendisinin hem de İngiliz kamp yöneticilerinin işlerini kolaylaştırmıştır.

Thayetmyo’da Türk esirler

Kampta moralleri yüksek tutmak için büyük uğraş vermiş. Anlatısına göre ‘savaşta yenemedik ama bari futbolda yenelim’ diye İngilizlerle üç maç yapmışlar ama üçünü de kaybetmişler. Suphi Bey bir mektubunda ‘bu maçlar sonucunda topa vurmanın kazanmak için yeterli olmadığını, pas yapmak gerektiğini öğrendik’ diye yazmış. Ayrıca bir musiki heyeti oluşturulmasına önayak olmuş. Türk ve İngiliz subaylar arasında briç müsabakaları organize edilmiş. Kampta ‘Ne Münasebet’ ve ‘İrravadi’ isimli iki gazete de çıkarmışlar. İngilizler esirlere yılda bir kıyafet dağıtırmış. Ayda bir sabun ve 40 sigara istihkakı varmış.

Thayetmyo’daki musiki topluluğu

Kurna’da esir düşen askerlerden başlangıçta uzun süre haber alınamamış. Ancak haftalar sonra Burma’dan mektuplar gelmeye başlamış. Daha sonra alıcısına 3-4 haftada ulaşan mektup teatileri başlamış.

İstanbul’dan Suphi Bey’e yollanmış bir mektup

“İstanbul’da bulunan … merhum… zadeganından Suphi Bey’e…şimdi vuku bulan hadiseyi…

17 Şubat katib-i sabıka tarihinde haber alındı ki … vefat eylemiştir. Hala tafsilatı ma’lum değildir. Ma’tessüf haber alınmıştır…

Cenab-I Hak’tan rahmet temenni ederim. Ruhuna Fatiha Allah kabul eyleye. Amin

Adres: Miralay Suphi Bey Savaş esiri Thayetmyo (Burma)”

 

Doğal olarak Suphi Bey en sık Göztepe’de bir köşkte bırakmış olduğu eşi Ayşe Feriha Hanım ile yazışmış. Daha sonra İngilizler tarafından dört satırla sınırlandırılan bu mektuplar halen Mehmet Bey’in arşivinde bulunuyor. Suphi Bey’e yollanan mektuplar ise altında görev yapan ve Mondros Mütarekesi’nden sonra serbest bırakılan bir subay arkadaşı tarafından tüm diğer evrakıyla birlikte İstanbul’a getirilmiş ve ailesine teslim edilmiş.

Mimar Mehmet Konuralp sohbetimiz esnasında…

Suphi Bey döneminde dizanteri, kolera sıtma gibi tropik hastalıklar ve intiharlar nedeniyle 150 civarında esir şehit düşmüş. Bazı cinayetler de olmuş. İntihar vakalarının önüne geçebilmek için depresyona giren bazı esirlere elektroşok tedavisi bile uygulanmış.

Suphi Bey’in esaret döneminin sonlarına doğru 29 Nisan 2016’da Osmanlı güçleri Kut’ül Amare’de İngiliz kuvvetlerini Britanya tarihinin en büyük yenilgilerinden birine uğratmış. Komutanları Charles Townshend dahil 13,309 esir alınmış. Bu esirler başta Afyon olmak üzere, değişik şehirlerdeki kamplara yollanmışlar. Townshend ise, İstanbul savaşın sonunda işgal edilene kadar Büyükada’da çok iyi şartlarda misafir edilmiş. İngiliz güçleri Kut’ül Amare’de 23 bin de ölü ve yaralı vermişler.

Kut’ul Amare zaferinden sonra, esir takası olabileceği gündeme gelmiş ve bu haber Thayetmyo kampına da ulaşmış. Ancak, iddialara göre Enver Paşa bu takası uygun görmemiş. Suphi Bey Kut’ul Amare zaferinden tam 30 gün sonra, belki de esir takasının gerçekleşmeyeceğini öğrendikten sonra Türk ve İngiliz subayların ortak bir akşam yemeğini takiben fenalaşmış ve odasında ölmüş. Mehmet Bey Suphi Bey’in ölüm nedenini kalp krizi olarak anlattı. Bazı kayaklarda ise beyin kanaması deniliyor.

Cenazesi esirlerin katılımıyla İslami usullere uygun olarak kamptaki şehitliğe defnedilmiş. Cenaze töreni esnasında bir İngiliz mangası da saygı duruşunda bulunmuş.

Thayetmyo’nun Müslüman ahalisi Miralay Suphi Bey’e ‘halifenin askeri’ olarak büyük saygı göstermişler. Zamanla da mezarını adeta bir evliya türbesi statüsüne yükseltmişler. Mehmet Bey İngiliz arşivlerini taradıktan sonra Suphi Bey’in mezarının yerini belirlemiş ve önce Tayland’ın başkenti Bangkok’a oradan da Rangun’a uçmuş. Daha sonra Thayetmyo’ya gitmek için bir ufak tekne ile Irravadi üzerinden uzun bir yolculuk yapması gerekmiş.

Mehmet Bey’in Suphi Bey’in mezarına ilk ulaştığı an ile ilgili anlatımı ise şöyle: ‘Bizi köyün imamı karşıladı. Mezarlığa girdiğimizde en bakımlı, üzerinde taze çiçekler olan mezarı gösterdi. “Bu bizim Türk subayımız, o bize emanet” dediler. O an coğrafyanın ve mesafenin hiçbir önemi olmadığını anladım’.

Mehmet Bey mezarı bulduğunda sadece yerel taşlarla çevrili bir yükselti göze çarpıyormuş. Mehmet Bey mimarlık bilgisini de kullanarak Suphi Bey için sade bir mezar tasarlamış.  Yeni mezar da kendisini saygıyla anan Thayet Köyü’nün Müslüman sakinlerine emanet edilmiş.

Daha sonra TİKA Thayetmyo’daki şehitliği ihya etmeye karar verince Mehmet Bey’in tasarladığı mezar kaldırılmış ve mezar şehitliğin içerisine alınmış.

Thayetmyo Şehitliği Kitabesi

“Birinci Dünya Savaşı’nda Irak, Filistin, Suriye ve Arabistan cephelerinde Osmanlı ve İngiltere orduları arasındaki çarpışmalar sırasında İngilizlere esir düşerek Myanmar’a getirilen ve burada şehit düşen Türk askerlerinin ve sivil memurlarının aziz anısına.

Bu şehitlikte mevcut kayıtlara göre tespit edilebilen 222 mezar taşı var olup, daha nice şehitlerimizin burada yattığına inanılmaktadır”

Suphi Bey’in mezarı

Tüm şehitlerimiz huzur içerisinde yatsın…

 

Kullanılan kaynaklar:

  1. İki Nehir Arasında; dökümanter film; Yönetmen: Berfu Dicle Öğüt
  2. 4 Satır Miralay Suphi Bey’in Esareti; dökümanter film: Tarih Kanalı
  3. Müslümanların katledildiği Burma’daki şehitliklerimizde şimdi fasulye ekiliyor. Murat Bardakçı, https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/762868-muslumanlarin-katledildigi-burmadaki-sehitliklerimizde-simdi-fasulye-ekiliyor
  4. 4. Wikipedia https://en-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Battle_of_Qurna?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=sge

5.Wikipedia https://en.wikipedia.org/wiki/Battle_of_Shaiba

  1. 6. Wikipedia https://en.wikipedia.org/wiki/Battle_of_Basra_(1914)
  2. Wikipedia https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BBt%27%C3%BCl-Am%C3%A2re_Ku%C5%9Fatmas%C4%B1
  3. https://www.anadolugenesis.com.tr/kurna-muharebesi-osmanli-savunmasinin-ilk-asamasi-1915/

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu