‘Modern annelik’ baskı oluşturuyor

Bugün Anneler Günü… Klinik Psikolog İpek Akbirgün; anneliğin görünmez yükünü ve yaşadıkları tükenmişlik duygusunu KIBRIS’a değerlendirdi, önemli mesajlar verdi:
‘Mükemmel annelik’ ağır yük!… Klinik Psikolog Akbirgün, “Kadından hem üretken çalışan hem duygusal olarak erişilebilir partner hem bilinçli ebeveyn hem de ‘iyi görünen’ bir kadın olması bekleniyor” diyerek ‘mükemmel annelik’ arzusunun modern kadının en ağır ruhsal baskılarından biri olduğunu söyledi. ‘Mükemmel anne’ idealinden vazgeçilmesi gerektiğini ifade eden Akbirgün, çocukların kusursuz ebeveynlere değil, hatalarını onarabilen gerçek ebeveynlere ihtiyaç duyduğunu belirtti.
“Çocuk bakımı paylaşımlı olmalı…” Akbirgün, anne-bebek ilişkisinin çocuğun ruhsal gelişiminin temelini oluşturduğunu vurguladı Çocuk gelişiminin yükünün yalnızca anneye bırakılmasının annenin kırılganlığını artırdığının altını çizen Akbirgün, babanın duygusal ve pratik desteğinin kritik olduğunun kaydetti. Babalığın sadece ekonomik sorumlulukla sınırlı olmadığını vurgulayan Akbirgün, partner desteği yüksek olan annelerde depresyon ve tükenmişlik oranlarının belirgin şekilde azaldığını söyledi.
Candan MERT
Bugün Anneler Günü… Bu günde üzerimizdeki emekleri paha biçilemez olan annelerimizin değerleri bir kez daha hatırlanıyor, onlara olan saygımız her geçen gün daha da artıyor. Tüm zorlukların içerisinde ‘modern annelik’ kılıfı ile anneler bazen kendilerini yetersiz, bazen de değersiz hissediyor. Ancak bazen dile getirilmeyi atlasak da, emekler hiçbir zaman unutulmuyor; anneler, özellikle çocukları tarafından her zaman iyi anılıyor, değerleri kalben biliniyor.
Klinik Psikolog İpek Akbirgün ile anneliği konuştuk. ‘Modern annelik’ kavramını, annelerde tükenmişlik ve zihinsel yükü, çalışan annelerin suçluluk duygusunu, sosyal medyanın anneler üzerindeki etkisini ve annenin psikolojik durumundan çocuğun etkilenme biçimini ve babanın desteğinin bu noktadaki önemini değerlendiren Akbirgün, önemli mesajlar verdi. Çocuklarını tek başına büyütmeye çalışan annelerin üzerindeki yükün çok ağır olduğunu kaydeden Akbirgün, babaların bu anlamdaki desteğinin önemine vurgu yaparak, annelerin duygusal olarak desteklenmesinin psikolojik açıdan ihtiyaç duydukları en önemli şey olduğunun altını çizdi. Akbirgün, annelerin desteklenmesinin, dolaylı olarak çocuğun da desteklenmesi anlamına geleceğini dile getirdi.
“Destek azalıyor, beklenti artıyor”
Modern anneliğin, yalnızca çocuk büyütme deneyimi olmadığını vurgulayan İpek Akbirgün, aynı zamanda kusursuzluk baskısının yönetildiği çok katmanlı bir kimlik alanına dönüştüğünü ifade etti. Geçmişte anneliğin daha kolektif bir yapı içinde yaşandığını ancak günümüzde bu durumun değiştiğini dile getiren Akbirgün, annelerin çoğu zaman çekirdek aile içinde yalnızlaşan bir hale geldiğini belirtti. Bu anlamda anneye verilen destek sistemlerinin azaldığını söyleyen Akbirgün, beklentilerin de arttığını aktardı. Akbirgün, “Kadından hem üretken çalışan, hem duygusal olarak erişilebilir partner, hem bilinçli ebeveyn, hem de ‘iyi görünen’ bir kadın olması bekleniyor” dedi.
Günümüz kültürünün çocuğun psikolojik gelişimi konusunda anneleri aşırı derecede sorumlu hissettirdiğine dikkat çeken İpek Akbirgün, bununla beraber her davranışın ileride çocuk için travmaya dönüşebileceği korkusunun da, annelerde yoğun bir kaygı yarattığının altını çizdi. Akbirgün, bu anlamda çocuk gelişiminin mükemmel ebeveynlik değil, yeterince güvenli ve duygusal olarak tutarlı bir ilişkiyle şekilleneceğini vurgulayarak, ‘modern annenin’ en büyük yükünün, ‘yeterince iyi anne olmanın bile artık yeterli görülmemesi’ olduğunu kaydetti.
“Yaşanan şey ‘basit bir fedakarlık’ değil”
Kadının kendi iç sesini sürekli ertelemesinin, modern anneliğin en görünmez ama en derin ruhsal yaralarından biri olduğuna dikkat çeken Akbirgün, “Çünkü insan psişesi yalnızca bakım vermek üzerine kurulmaz; aynı zamanda arzulamak, düşünmek, yalnız kalmak, üretmek ve kendi iç hakikatine temas edebilmek ister. Ancak annelik birçok kadın için zamanla öyle total bir kimliğe dönüşüyor ki, kadın kendi öznel alanını yavaş yavaş geri çekmeye başlıyor” ifadelerini kullandı. Yaşanan durumun ‘basit bir fedakarlık’ olmadığının altını çizen Akbirgün, bu durumun ‘benliğin sessizce geri plana itilmesi’ olduğunu vurguladı. Bu anlamda kadının sürekli başkalarının ihtiyacına ayarlı bir şekilde yaşamaya başladığını kaydeden Akbirgün, tüm dış taleplerin arasında kendi sesini duyamaz hale geldiğini ve bir süreden sonra kadının ‘Ne hissediyorum’ sorusundan çok, ‘Kimin neye ihtiyacı var’ diye bir iç ses geliştirdiğine dikkat çekti.
“En ağır baskı ‘mükemmel annelik’ arzusu”
Tüm bunlarla beraber kadının, çocuğuna yer açabilmek için önce kendi iç dünyasını susturmayı öğrendiğini ancak bu durumun çocuk açısından da sağlıklı olmadığını aktaran Akbirgün, “Oysa çocuk için en besleyici şey, tamamen kendinden vazgeçmiş bir anne değil; kendi ruhsal canlılığını koruyabilen bir annedir. Çünkü çocuk en çok annenin söylediklerinden değil, annenin kendi varlığıyla kurduğu ilişkiden etkilenir” dedi. Bu anlamda kadının yalnızca fazla sorumluluktan değil, kendi hayatında görünmez hale geldiğinde de tükeneceğinin altını çizen İpek Akbirgün, ‘mükemmel annelik’ arzusunun modern kadının en ağır ruhsal baskılarından biri olduğunu ve birçok annenin dinlenememekten ziyade kendisi olamadığı için yorulduğunu vurguladı.
“Duygusal kaynaklar bazen tükenebiliyor”
Annelerde tükenmişlik ve zihinsel yük konusunda da değerlendirmelerde bulunan İpek Akbirgün, anne tükenmişliğinin yalnızca fiziksel yorgunluk değil; aynı zamanda ‘kişinin duygusal kaynaklarının tükenmesi ve annelik rolüyle özdeşleşemez hale gelmesi’ olduğunu dile getirdi. Psikolojik olarak anne bir noktadan sonra “veren ama beslenemeyen” bir yapıya dönüşebildiğini aktaran Akbirgün, bunun en önemli belirtilerinden birinin ‘duygusal uyuşma’ olduğunu kaydederek, “Anne çocuğunu sevmesine rağmen eskisi gibi temas kuramadığını, sabrının hızla azaldığını hissedebiliyor. Sürekli irritabilite, ağlama isteği, tahammülsüzlük, suçluluk duygusu ve yoğun zihinsel dağınıklık sık görülür oluyor. Bazı anneler ‘kaçıp gitme’ fantezileri tarif eder; bu aslında sevgisizlik değil, tükenmiş psişenin (Psikolojide psişe insan zihninin, bilincinin ve bilinç dışının tamamıdır) alarmıdır” ifadelerine yer verdi.
“Anneler kendinden uzaklaşıyor”
Bu anlamda “Zihinsel yük” kavramının ise görünmeyen emek olduğuna dikkat çeken Akbirgün, çocuğun bütün ihtiyaçlarının yanında tüm ev düzeninden de annenin sorumlu olduğuna vurgu yaparak, annenin fiziksel olarak dinlendiği zaman bile zihninin hiçbir zaman kapanmadığını dile getirdi. Akbirgün, bu sebeple de birçok annenin, “durmadan düşünüyorum” hissiyle yaşadığının altını çizdi.
Klinik Psikolog İpek Akbirgün, “Klinik olarak baktığımızda bazı anneler yorulmaktan çok, kendileri olmaktan uzaklaştıklarını tarif ediyor. Bu nedenle mesele sadece enerji kaybı değil; öznel alan kaybı. Bunun sonucu bazen depresif bir hissizlik, bazen öfke, bazen de açıklanamayan bir sıkışma duygusu olarak ortaya çıkıyor” dedi.
Çalışan annelerde ise bu tabloya bir “kayıp hissi”nin eklendiğini dile getiren İpek Akbirgün, özellikle üretkenliğin, kariyer gelişiminin ve bireysel inşanın yoğun olduğu yaşlarda annelikle birlikte birçok kadının kendi potansiyelini askıya almak zorunda kaldığını hissedebildiğini vurguladı. Akbirgün, bunun yalnızca zaman kaybı değil; bazı kadınlarda “hayatın dışında kalıyorum” duygusuna dönüşebildiğini aktardı. Akbirgün, konuşmasında, “Kadın yalnızca davranışlarını değil, arzularını da frenlemeye başlıyor. Daha az istemeyi, daha az hayal kurmayı, kendi ihtiyaçlarını küçültmeyi öğreniyor. Çünkü kültürel olarak ‘iyi anne’ figürü çoğu zaman kendinden vazgeçen kadın üzerinden idealize ediliyor. Ancak bastırılan arzu tamamen yok olmaz; çoğu zaman bedensel yorgunluk, tahammülsüzlük, içsel öfke ya da değersizlik hissi olarak geri döner” ifadelerine yer verdi.
“En büyük ihtiyaç kendilerini duyabilmek”
Çalışan annelerde en sık görülen duygunun ‘suçluluk’ olduğunu vurgulayan Akbirgün, kadının çalıştığında yalnızca işe gitmiş olmadığını; aynı zamanda zihninde çocuğundan “eksilttiği” hissini de taşıdığını dile getirdi. ‘Modern anne’nin çoğu zaman ikiye bölünmüş hissettiğine dikkat çeken Akbirgün, bu ikilemin, “İyi anne olursam kendimden eksiliyorum, kendim olursam suçluluk duyuyorum” ikilemi olduğunu belirtti. Akbirgün, “İşte ruhsal baskının en derin noktası burada başlıyor. Çünkü kadın yalnızca yorulmuyor; kendi arzusunu kısmayı öğreniyor. Daha az istemeyi, daha az alan kaplamayı, kendi ihtiyaçlarını küçültmeyi öğreniyor” dedi. Bugünün annelerinin en büyük ihtiyacının dinlenmekten önce ‘kendilerini yeniden duyabilmek’ olduğunu aktaran İpek Akbirgün, modern anneliğin en ağır cümlesinin “Çocuğumu büyütürken kendimi nereye bıraktım?” olduğunu kaydetti.
Çocuğun gelişiminde belirleyici olanın geçirilen sürenin miktarı değil, niteliği olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Akbirgün, “Çocuk için en koruyucu faktör, duygusal olarak erişilebilir, güven veren ve tutarlı bir bakım ilişkisidir. Kısa ama gerçek temas, uzun ama duygusal olarak kopuk bir birliktelikten çok daha değerlidir” dedi.
“Denetleyen iç seslerle yaşıyorlar”
Sosyal medyanın anneler üzerindeki etkisine de değinen Akbirgün, “Anne artık yalnızca çocuğunu büyütmüyor; anneliğinin nasıl göründüğünü de sergilemek zorunda hissediyor. Bu durum özellikle kadınlarda yoğun bir yetersizlik hissini tetikliyor. Çünkü sosyal medyada çoğunlukla anneliğin düzenlenmiş, filtrelenmiş ve estetikleştirilmiş hali sunuluyor. Uykusuzluk, öfke, yalnızlık, ambivalans yani anneliğin karanlık ve insani tarafları görünmüyor. Anne kendi gerçekliğiyle ekrandaki idealize görüntü arasında kaldığında şu düşünce ortaya çıkıyor: ‘Demek ki zorlanan tek kişi benim.’” ifadelerini kullandı.
Bu durumların ardından annenin, sürekli kendini denetleyen bir iç sesle yaşamaya başladığını vurgulayan Akbirgün, bu seslerin, “Yeterince ilgili miyim? Çocuğum geri mi kalıyor? Daha sabırlı olmalıydım…” gibi sesler olduğunu dile getirdi. Akbirgün, bu kronik karşılaştırma halinin kaygıyı, depresif duygulanımı ve değersizlik hissini artırabildiğine dikkat çekti.
“Çocuk bakımı paylaşımlı olmalı”
Klinik Psikolog İpek Akbirgün, anne-bebek ilişkisinin çocuğun ruhsal gelişiminin temelini oluşturduğunu, ancak bu yükün yalnızca annenin omzuna bırakılmasının hem anne hem de çocuk açısından risk oluşturduğunu vurguladı.
Akbirgün, bebeğin dünyayı ilk olarak annenin zihni ve duygusal tonu üzerinden tanıdığını belirterek, annenin ruhsal durumunun çocuğun bağlanma örüntüsü ve duygusal düzenleme becerisi üzerinde doğrudan etkili olduğunu söyledi. Yoğun kaygı, depresyon ya da tükenmişlik yaşayan annelerin bebeğin ihtiyaç sinyallerini okumakta zorlanabileceğini ifade eden Akbirgün, bu durumun bebeğin dünyayı güvensiz bir yer olarak deneyimlemesine yol açabileceğini kaydetti. Akbirgün, erken dönemde annenin duygusal erişilebilirliğinin, çocukta “değerliyim ve görülüyorum” duygusunun temelini oluşturduğunu dile getirdi.
“Babalık yalnızca ekonomik sorumluluk değil”
Çocuk gelişiminin yükünün yalnızca anneye bırakılmasının annenin kırılganlığını artırdığının altını çizen Akbirgün, babanın duygusal ve pratik desteğinin kritik olduğunun altını çizdi. Babalığın sadece ekonomik sorumlulukla sınırlı olmadığını vurgulayan Akbirgün, partner desteği yüksek olan annelerde depresyon ve tükenmişlik oranlarının belirgin şekilde azaldığını söyledi. Desteklenen annenin çocuğa daha güvenli bir duygusal alan sunabildiğini ifade eden Akbirgün, sağlıklı gelişim için yükü paylaşan bir aile sisteminin önemine dikkat çekti.
Çocuğun ruhsal gelişiminin yalnızca anne üzerinden şekillenmediğini dile getiren Akbirgün, baba figürünün anne-çocuk ilişkisinin dış dünyayla bağını kuran üçüncü unsur olduğunu belirtti. Baba işlevinin çocuğa sınır, güvenlik ve gerçeklik duygusu kazandırdığını ifade eden Akbirgün, bu sürecin çocuğun anneden sağlıklı biçimde ayrışarak bireyleşmesinin temelini oluşturduğunu söyledi. Çocuğun tüm duygusal yükünün anneye bırakılmasının, sağlıklı ruhsal gelişimi zorlaştırabileceğini belirten Akbirgün, baba desteğinin bir “yardım” değil, çocuğun ruhsal mimarisinin temel parçası olduğunu kaydetti.
“Mükemmel anne tuzağından çıkılmalı”
Annelerin kendilerini korumasına yönelik önerilerde de bulunan Akbirgün, en büyük hatanın ‘öz bakımın bencillik olarak görülmesi’ olduğunu söyledi. Ruhsal olarak tükenen bir annenin sürekli vermeye devam edemeyeceğini belirten Akbirgün, psikolojik sağlığın annelik için lüks değil temel ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Mükemmel anne idealinden vazgeçilmesi gerektiğini ifade eden Akbirgün, çocukların kusursuz ebeveynlere değil, hatalarını onarabilen gerçek ebeveynlere ihtiyaç duyduğunu belirtti. Annelerin bireysel alanlarını korumasının önemine dikkat çeken Akbirgün, üretmek, dinlenmek, sosyal bağ kurmak ve kişisel ihtiyaçlarla temasın ruhsal denge için gerekli olduğunu söyledi.
Yardım istemenin yetersizlik değil psikolojik dayanıklılık olduğunu vurgulayan Akbirgün, annenin önce kendi ruhsal alanına yatırım yapması gerektiğini belirtti. Akbirgün, “Çocuk söyleneni değil, hissedileni alır” ifadeleriyle, kendine iyi davranabilen bir annenin çocuğuna en güçlü psikolojik mirası bırakacağını vurguladı.




