Derviş Doğan

Şaka Gibi Ama Değil..

 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde siyaset uzun süredir ciddi bir güven bunalımı içerisindedir. Halk artık yalnızca ekonomik sıkıntılarla değil, devleti yönetenlerin sergilediği yönetim anlayışıyla da mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Geçtiğimiz gün  Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nda yaşananlar ise bu güven krizinin ne denli derinleştiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Ankara’nın desteğiyle oluşturulan UBP-DP-YDP hükümetinin Başbakanı Ünal Üstel, Meclis kürsüsünde belki de uzun yıllar unutulmayacak bir görüntüye imza attı. Ülkeyi ekonomik darboğaza sürükleyen, bütçe disiplinini sağlayamayan ve kamunun kaynaklarını yıllardır plansız şekilde tüketen hükümet, bu kez “tasarruf” adı altında milletvekili maaşlarından yüzde 10 kesinti önerisini gündeme taşıdı. Ancak mesele yalnızca önerinin içeriği değildi; asıl tartışılması gereken, devlet ciddiyetinden uzak biçimde sergilenen yöntemdi.

Bir başbakanın, devlet yönetimine ilişkin böylesine önemli bir konuda, A4 kağıdına tükenmez kalemle yazılmış, hukuki zemini belirsiz ve muhatabı dahi olmayan üç cümlelik bir metni Meclis kürsüsünde imzalayıp muhalefete “Samimiyseniz siz de imzalayın” diye seslenmesi, sıradan bir siyasi hamle olarak görülemez. Bu tavır, devlet yönetimini ciddiyetle değil, doğaçlama reflekslerle yürütme anlayışının açık bir göstergesidir.

Oysa devlet yönetmek; meydan okumalarla, popülist çıkışlarla ya da kameralar önünde yapılan şovlarla olmaz. Devlet yönetimi kurumsallık ister, liyakat ister, hazırlık ister, vizyon ister. Bir ülkenin mali yapısı çökerken, hayat pahalılığı her geçen gün halkın belini bükerken ve vatandaş temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, iktidarın ortaya koyduğu görüntü maalesef çözüm üreten bir hükümet görüntüsü değil; ne yaptığını tam olarak kestiremeyen, günü kurtarmaya çalışan bir yapı görüntüsüdür.

Aslında toplumun önemli bir kesimi uzun süredir bu hükümetin ülkeyi el yordamıyla yönetmeye çalıştığını düşünmektedir. Kamu yönetimindeki plansızlık, kurumların içinin boşaltılması, liyakat yerine sadakatin ön plana çıkarılması ve devlet ciddiyetinden uzak tavırlar artık istisna değil, adeta yönetim biçimi hâline gelmiştir. Geçtiğimiz gün Meclis’te yaşanan olay da bu anlayışın yalnızca küçük bir yansımasıdır.

Daha da düşündürücü olan ise, böylesine ciddi ekonomik sorunların yaşandığı bir dönemde, hükümetin gerçek reformlar yerine sembolik hamlelerle gündem yaratmaya çalışmasıdır. Eğer gerçekten tasarruf yapılacaksa, bunun yolu kameralar önünde imza şovu yapmak değil; kamu harcamalarını denetlemekten, israf düzenine son vermekten, partizanca istihdam anlayışını terk etmekten ve devlet mekanizmasını liyakat temelinde yeniden yapılandırmaktan geçer.

Bugün halkın beklentisi; slogan atan değil çözüm üreten, polemik yaratan değil güven veren, günü kurtaran değil geleceği planlayan bir yönetim anlayışıdır. Çünkü artık mesele yalnızca bir hükümet meselesi değil, devletin kurumsal itibarının korunması meselesidir.

Ve ne yazık ki önceki gün Meclis kürsüsünde ortaya çıkan tablo, ülkeyi yönetenlerin vizyonunun da kapasitesinin de sınırlarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu