G.G’nin şampiyonluğu… Mazhar İkbal’in firesiz, insanlık ve Kıbrıs sevdası…

Kıbrıs gibi küçük coğrafyalarda insanlar birbirini sadece adıyla değil, hikâyesiyle tanır.
Bazı hikâyeler vardır, yalnız sahibini değil yaşadığı toplumu da anlatır.
Mazhar İkbal, Pakistan doğumlu… Ama hikâyesi o hikayelerden.
Pazartesi KIBRIS TV’de program konuğumdu… Espriyle, “Pakistan doğumlu, Kıbrıslı Türk” dedim. Birlikte güldük.

***
Bir söz vardır: “Doğduğun yer değil, doyduğun yer…”
Doğrudur. İnsan ekmeğini kazandığı yere daha çok bağlanır. Ekonomik anlamda hayatını kurduğu yere kök salar. Ancak işin bir başka boyutu daha vardır. İnsan doğduğu yeri unutursa, kendi geçmişinin aynasını kırmış olur. Çünkü insanın ilk nefesiyle aldığı aidiyet duygusu kolay kolay silinmez.
Önemli olan doğduğu yerle, doyduğu yer arasında vicdanlı bir denge kurabilmektir.
Mazhar İkbal bunu başaran insanlardan biridir. Mazhar İkbal’in geçmişinin aynası gözünün önünden hiç eksilmez.
Pakistan’ın bir köyünde dünyaya gelirken elbette kaderinin onu Akdeniz’in küçük adasına taşıyacağını kimse bilmiyordu. Hayat bazen insanı, kendi planlarından daha büyük yolların içine sürükler.
1980’li yılların başı…
Mağusa ile Beyrut arasında narenciye taşıyan bir gemide tayfa olarak çalışır Mazhar İkbal. Defalarca gidip gelir. O yolculuklar sırasında Mağusa’nın sakinliği, huzuru ve insan sıcaklığı dikkatini çeker. Bir gün kaptandan izin alır. Muhaceret memurlarıyla, polisle görüşür ve Kıbrıs’ta kalmaya karar verir.
Gençlik Gücü’ne gönül verenlerden Ticaret Odası Başkanı Turgay Deniz’in dün yayında dediği gibi, cebinde sadece 100 dolar vardır.
100 dolarla yeni bir hayat kurmanın ne kadar zor olduğunu genç kuşaklar anlamakta haklı olarak zorlanır.
Ancak yokluktan gelen insanların en büyük sermayesi para değil iradedir. Mazhar İkbal’in sermayesi de iradesi ve hırstan uzak, yaşama tutunma inancıydı.
***
Beyrut’tan ucuz saatler getirir. Koluna sıralayıp satar, küçük küçük ticaret yapardı. Lefkoşa Sarayönü’nde sabah açıp akşam kapattığı küçücük dükkân onun ilk gerçek iş yeridir.
Kimseyi kandırmadan, kimsenin hakkını yemeden büyür.
Sonra Dubai bağlantıları gelişir. Daha büyük ticaret yolları açılır. “China Bazaar” fikri doğar. İş hacmi büyür. Kazancı artar. Zenginlikten öteye ulaşır maddi olarak.
***

Ama bazı insanlar para kazandıkça küçülür, bazıları ise büyür.
Mazhar İkbal ikinci gruptadır.
Pakistan’ı unutmaz. Ancak kendisini eksiksiz bir Kıbrıslı olarak görür. Burada evlenir. Çocukları burada doğar. Bu toplumun sevinciyle sevinir, sıkıntısıyla üzülür.
En önemlisi de paranın kendisini yönetmesine izin vermez.
“Para beni idare edemez, ben parayı idare ederim” sözü aslında onun hayat felsefesidir.
Çevre temizliği projelerine destek verir. Hastanelere yardım eder. Statlardaki kırılmış koltukları tamir ettirir. Sessiz sedasız sosyal sorumluluk örnekleri ortaya koyar.
Yolu, 74 yıldır Süper Lig şampiyonu olmayan Gençlik Gücü ile kesişir.
74 yıllık geçmişi olan kulübe gönül verir. Yönetimde çalışır. Başkan olur. Ardından onursal başkanlığa uzanan bir süreç yaşanır. Oğulları da aynı sevdayı taşır.
***
…Ve Gençlik Gücü, tarihindeki ilk Süper Lig şampiyonluğunu yaşar.
Bu başarı sadece sportif başarı değildir. Bu başarı aidiyetin, dayanışmanın ve iyi enerjinin başarısıdır.

Teknik Direktör Turan Altay’ın televizyon programında söylediği sözler bu yüzden çok değerlidir:
“Bir kulüpte ilk yıldan şampiyonluk hedefi koymak kolay değildir. Ancak Mazhar İkbal başkanın insanlara yaptığı yardımların oluşturduğu güzel enerjinin bize güç vereceğine inandım. Bana göre en önemli artımız buydu.”

Hayatta bazen görünmeyen sermaye paradan daha değerlidir. İnsanların duası gibi…
İşte Mazhar İkbal’in hikâyesi biraz da budur.
Doğduğu toprağı unutmadan, doyduğu toprağa vefa gösteren bir insan hikâyesi…



