Bellapais’te bir yaz akşamı ve gururun sesi…
Akdeniz çanağında farklı medeniyetlerin izlerinin en yoğun biçimde ayakta kaldığı adalardan biri hiç kuşkusuz Kıbrıs’tır.
Kıbrıs, sadece doğal güzellikleriyle değil, binlerce yıllık tarihinin bıraktığı izlerle de eşsizdir. Hititlerden Romalılara, Bizans’tan Lusignanlara, Venediklilerden Osmanlılara kadar pek çok medeniyet burada yaşadı, eserler bıraktı.
Atalarımız bu topraklara 1571 sonrasında geldi.
Dört yüz elli yılı aşkın süredir bu adada kök saldık, yaşadık, ürettik, sevindik, üzüldük. Anadolu bizim ata vatanımız, Kıbrıs ise artık ana vatanımızdır.
Bu nedenle bu topraklarda bulunan eserler sadece geçmiş medeniyetlerin mirası değil, aynı zamanda bize emanettir.
***
Bellapais Manastırı da bu emanetlerin en değerlilerinden biridir. Tarihi 13’üncü yüzyıla kadar uzanan Bellapais Manastırı, Lusignan döneminde Augustinian rahipleri tarafından inşa edildi. Yüzyıllar boyunca savaşlara, istilalara, depremlere rağmen ayakta kalmayı başardı. Bugün ise sadece tarihi bir yapı değil, sanatın ve kültürün de önemli merkezlerinden biridir.
Beşparmak Dağları’nın kuzey eteklerinde adeta değerli bir mücevher gibi duran Bellapais Manastırı’nın büyüleyici bir atmosferi vardır.
Özellikle akşam saatlerinde…
Taş duvarların arasında dolaşan hafif rüzgâr, dağlardan süzülen serinlik ve olağanüstü akustiğiyle Bellapais, sanat icrası için eşsiz bir mekâna dönüşür.
***
Yıllar önce burada açık havada bir müzik dinletisine katılmıştım.
Bir yaz akşamıydı.
Bahçedeki iki selvi ağacı müziğin ritmine kapılmış gibiydi. Dallarının hareketine baktıkça sanki dans ediyorlar, hatta birbirleriyle sessiz bir aşk hikâyesi yaşıyorlarmış hissine kapılmıştım.
Önceki akşam Bellapais’te yine sanat vardı.
28. Kuzey Kıbrıs Uluslararası Bellapais Müzik Festivali kapsamında Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Bandosu konser verdi.
Konserin solistleri ise sanat elçimiz Rüya Taner ile Azerbaycan’dan genç piyanist Nuray Aliyeva idi.

Henüz 21 yaşındaki Nuray Aliyeva’yı bandonun eşliğinde dinledik. Yeteneği ve sahne hâkimiyetiyle izleyenlerden büyük alkış aldı.
Ardından sıra Rüya Taner’e geldi. İşte o an salondaki duygu değişti.
Elbette Nuray Aliyeva’yı da alkışladık. Bandoyu da alkışladık.
Ama Rüya Taner bizim için farklıdır. Onun başarısında biraz da kendimizden bir parça buluruz.
Çünkü Rüya Taner’in arkasında yalnızca bireysel bir başarı hikâyesi değil, kuşaklar boyunca müziğe adanmış bir aile geleneği vardır.
Büyükbabası Zeki Taner, Kıbrıs Türk toplumunun ilk bando şefidir. Mücahitler Bandosu’nu kurmuş, yıllarca yaşatmış, müziği toplumsal hayatın önemli bir parçası haline getirmiştir.
Babası Yılmaz Taner ise yalnızca bir müzik öğretmeni değil, adeta bir müzik misyoneri olarak toplumumuzda iz bırakmıştır.
Halası Yıldan Birand’ın müziğimize katkıları da okul duvarlarının çok ötesine taşmıştır.
Dün akşam Rüya Taner piyanosunun başında notalara hayat verirken, annesi, babası ve halaları onu büyük bir gurur ve duygu yoğunluğuyla izliyordu.

Sadece bir konser değil, aynı zamanda bir emeğin, bir aile kültürünün ve bir sanat yolculuğunun meyvelerini seyrediyorlardı.
***
Konser sonunda önce Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Bandosu Şefi Doç. Dr. Bando Albay Bülent Yüksel’i, ardından Nuray Aliyeva’yı ve sona saklayarak gururumuz Rüya Taner’i kutladım.
Rüya Taner, konserin dinleyicileri arasında olduğum için teşekkür etti ve elini uzattı.
Tokalaştık. Ama doğrusu o tokalaşmayı oldukça dikkatli yaptım.
Çünkü az önce piyano tuşları üzerinde dolaşan o parmakların ne kadar kıymetli olduğunu düşünmeden edemedim.
Sıradan bir el değildi sıktığım. Hayatını sanata, müziğe ve piyanoya adamış değerli bir insanın eliydi.
İçimden geçen tek şey vardı: İyi ki varsın Rüya Taner…
İyi ki Kıbrıs Türk halkının, KKTC’nin sesini dünyanın dört bir yanına taşımaya devam ediyorsun..
İçtenlikle kutluyorum.


