Kıbrıs sorununda kendi kalemize gol atmayalım…

Kıbrıs sorunu diye bir sorun var mı? Var.
“Kıbrıs sorunu bitmiştir, artık böyle bir sorun yoktur” diyebilir miyiz?
Diyebilirsiniz. Ama söylediğiniz sözün arkasında duracak, doğuracağı siyasi sonuçları göğüsleyecek ve yolunuza devam edecek gücünüz varsa…
Çünkü Kıbrıs sorunu, dünyanın en eski uluslararası sorunlarından biridir.
Ben geçmişte birkaç kez yazdım. Kıbrıs sorunu bana zaman zaman, tiyatro oyunu “Yedi Kocalı Hürmüz”ü hatırlatıyor. Çözmek için gelen Hürmüz’ün koca listesine ekleniyor.
Gelen çok. Giden çok. Sonuç? Yok. Hürmüz hâlâ evde!
Şaka bir yana… Sorun, Kıbrıs Türk tarafının siyasi varlığını ve taleplerini görülür, anlaşılır ve ciddiye alınır hale getirebilmesidir. Bunu başaramazsanız sizi yok sayarlar. Daha kötüsü, varmışsınız gibi davranıp yine yok sayarlar.
Diplomasinin en tehlikeli hali de budur. Fotoğrafta varsınız. Masada isminiz var. Ama karar süreçlerinde yoksunuz. Bunu değiştirmek için yalnızca “Ben şunu istiyorum” demek yetmez.
Ortada bir sorun ve o sorunun tarafları varsa, masaya koyduğunuz önerinin müzakere değeri olmalıdır. Müzakere değeri olmayan talep, siyasi arzudur.
Gücünüz varsa arzunuzu tek başınıza hayata geçirirsiniz. Yoksa diplomasi yaparsınız. Diplomasi de istediğinizin tümünü bağırarak istemek değil, ulaşabileceğiniz en ileri noktayı doğru hesaplamaktır.
Peki, biz ne istiyoruz? Biz derken, Türkiye ve KKTC’nin bütünlüklü varlığını ifade ediyorum.
İşte asıl sorulması gereken soru budur.
“Kıbrıs’ta çözüm” dediğimiz zaman ne anlıyoruz?
Sokağı bir kenara bırakalım.
KKTC Meclisi’ndeki milletvekillerine tek tek soralım.
Aynı soruyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki milletvekillerine de yöneltelim.
Ezici çoğunluklu, ortak bir yanıt çıkar mı? Maalesef çıkmaz.
Federasyon diyen var… İki devlet diyen var… Egemen eşitlik diyen var… Konfederasyondan söz eden var… Statükonun devamını isteyen de mutlaka vardır.
Peki, ulusal politika hangisidir?
Slogan mı?
Hedef mi?
Yoksa ulaşılması mümkün bir yol haritası mı?
***
Bir başka ciddi sorunumuz da kamu diplomasisidir.
Masaya oturmadan söyledikleriniz, masaya oturduğunuz zaman önünüze engel olarak konuluyorsa, bir yerlerde yanlış yapıyorsunuz demektir.
Haklı olabilirsiniz. Ama haklı olmakla haklılığınızı anlatabilmek aynı şey değildir.
Uluslararası ilişkilerde kimse sizin ne demek istediğinizi anlamak için özel çaba göstermek zorunda değildir.
Siz anlatacaksınız. Hem de doğru kelimelerle, doğru zamanda, doğru muhataplara anlatacaksınız…Gerçekten daha yakınsalar İslam Ülkelerine, Türk Devletlerini öncelikle anlatılacak.
Söyledikleriniz uluslararası kamuoyunda sürekli negatif algı üretiyorsa, “Bizi anlamıyorlar” diyerek işin içinden çıkamazsınız. Belki de siz kendinizi anlatamıyorsunuz. Daha kötüsü, yanlış anlatıyorsunuz.
Diplomaside algı gerçeğin önüne geçebilir. Kendi görüntünüzü kendi elinizle çirkinleştirirseniz, sonra o görüntüyü boynunuza asarlar… Ve yıllarca taşırsınız.
Futbol hatalar oyunudur. Kaleciniz hata yapar, gol yersiniz. Forvetiniz iki gol atar, maçı yine kazanırsınız.
Diplomasi hatalar oyunu değildir. Bazı hataların telafisi yıllar sürer. Bazılarının ise telafisi hiç olmaz. Hele Kıbrıs gibi yarım asrı çoktan aşmış bir sorunda yakaladığınız gollük fırsatları harcarsanız, yalnızca gol kaçırmazsınız. Rakibin kazanmasına da yardım edersiniz.
En kötüsü de kendi kalenize attığınız golü, yıllarca “başkaları attı” diye anlatırsınız.
***
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, pazartesi geliyor… Yarın kaldığım yerden devam…




