Bugün ve yarın, Kıbrıs tarihinde bir “dönüm noktası” olabilir…

Akşam adamıza gelen BM Genel Sekreteri Guterres, temmuz sıcağına aldırmadan, bu sabah önce Hristodulidis, arkasından da Erhürman ile görüşecek…
Yarınki programında ise üçlü toplantı ve arkasından basın toplantısı var…
Guterres; bu kez şapkasından güvercin çıkarabilecek mi?
Bunu kimse bilemiyor…
İlgili tarafların medyalarında da “tahmin”den öte, ciddi veriler bulamadım.
Guterres; dünya barışı ve uluslararası hukuk bakımından BM’nin ciddi “prestij” kaybına uğradığı, çok “zorlu” bir dönem geçirdi.
Trump gibi bir “otokrat”ın baskıları ve Netenyahu gibi bir “soykırımcı”nın hukuk tanımaz aymazlıklarıyla uğraştı.
Bu dönemde Trump; iklim değişikliği anlaşmasından çekildi, Filistinli mültecilere yardım gibi konularda bir yandan parayı kesti, İsrail’in Kudüs’ü başkent yapması gibi konularda da oy vermeyen üye devletleri tehdit etti.
İsrail, Guterres’in defalarca istifasını talep etti, görüşmeye çağırdığı İsrailli diplomatlar, kendisini aşağılayarak görüşmeye gitmedi. BM yetkililerinin Gazze’ye girişini engelledi. Kendisini “Hamasçı” ilan ettiler.
Guterres; tüm bunları göğüsledi.
Güvenlik Konseyi’nin veto sistemi nedeniyle sık sık kilitlendiğini, Konsey’in günümüz dünyasını yeterince temsil etmediğini; Afrika, Latin Amerika ve gelişmekte olan ülkelerin daha fazla temsil edilmesi gerektiğini apaçık biçimde savundu.
BM’nin büyük ve zengin ülkeleri ona hep engel oldular. Güvenlik Konseyi üyelerinin “veto” hakkının kaldırılması, Genel Sekreter’in Güvenlik Konseyi’ne aşırı bağımlılığının sonlandırılması gibi konularda dilediği reformları yapamadı.
Bir sosyalist/sosyal demokrat diplomat olarak tüm zorluklara karşın, BM’de “olumlu” bir performans sergiledi.
Dikkat çekicidir; Kıbrıs konusunda “kararlı, sabırlı ve inatçı” bir tutum içindedir Guterres…
Tam beş yıl; Ersin Tatar gibi birine tahammül etti…
Dokuz yıl önce, çözüm için siyasi iradenin mevcut olmadığını tespit ettiği halde…
Kişisel Temsilcisi Maria Holgoin, birinci “tur” sonunda pes edip “ortak zemin yoktur” dediği halde…
Garantör güçlerin de dahil olduğu geniş kapsamlı gayri resmi toplantı sonuç vermediği halde…
İki Kıbrıslı liderin, güven artırıcı önlemlere, yeni kapıların açılmasına yönelik tavsiyelerini görmezden gelmelerine rağmen…
Yeniden bir “deneme” daha yapmayı göze aldı.
Sanırım; TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konudaki “rol”ünü ve “etki”sini, belki de “teşviğini” çok iyi anladı.
TC’nin “AB ile ilişkiler” düzeyindeki acil ihtiyaçlarını da çok iyi okudu…
Ve sonuçta kişisel temsilcisi Holguin’in Ankara Brüksel turları, Guterres’in yollara düşmesine neden oldu.
Birşeyler olabilir mi? Neden olmasın… Elbette olabilir…
60 yıldır; sonuç vermese de Kıbrıs konusunda bu tür “sürprizler”e alıştık…
Bundan tam 20 yıl önce; gene bir temmuz gününde BM Genel Sekreteri Kofi Annan, yardımcısı Gambari’yi Kıbrıs’a göndermişti.
Kimse bu “ziyaret”ten bir sonuç beklemiyordu.
Cumhurbaşkanı M. Ali Talat ile “Kıbrıs Cumhuriyeti” Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, Gambari ile ara bölgede bir araya gelmişti.
İçeriye girdiler; tam 3.5 saat sonra dışarıya çıktılar ve 6 maddelik bir “anlaşma”yı imzaladıklarını açıkladılar.
“8 Temmuz Anlaşması” diye tarihe geçen bu ortak metinde maddelerin her biri çok değerliydi ama daha da önemlisi bu anlaşma; Talat-Hristofyas görüşmelerinin yolunu açtı, ayrıca “hâlâ” iki toplum arasında tek işleyen mekanizma olan “Teknik Komiteler”in kurulmasını sağladı.
Guterres’in 2017 yazında Crans Montana’da tüm tarafları biraraya getirmesi ve “çözüme en yakın noktaya kadar” süreci yönetmesi küçümsenemez.
30 Haziran 2017’de “Guterres Çerçevesi”ni taraflara sunması da çok önemliydi.
Crans Montana’daki başarısızlığın mimarlarından, şimdiki CB Hristodulitis; “Crans Montana’da kaldığımız yerden yeniden devam edelim” diyor.
Oysa “kaldığımız yer” orası değildi.
Bu başarısızlıktan sonra, Guterres çabalarını sürdürdü ve Akıncı ile Anastasiades’i tam 2.5 yıl aradan sonra 25 Kasım 2019’da Berlin’de biraraya getirdi.
Orada; çok ciddi bir düzeltme yapıldı. Anastasiadis, Temmuz sonu ortaya konan orijinal Guterres Çerçevesi’ni reddediyor ve Haziran başında buna itiraz ettiğini ve üzerinde düzeltme yapıladığını iddia ediyordu.
O zamanki CB Mustafa Akıncı, Berlin’de bunun düzeltilmesini talep etti ve Anastasiades, orada bu 6 maddelik anlaşmayı kabul etti.
İşte “kalınan yer” tam da burasıdır.
Şimdi; Guterres’in görüşmelerinden somut sonuçlar elde etmeyi ve süreci beş taraflı gayri resmi bir konferansa taşımayı hedeflediğini biliyoruz.
Günlük yaşama ilişkin güven artırıcı önlemler bugün ve yarın yapılacak görüşmelerde yeniden ele alınacak.
Asıl mesele; Kıbrıs’ın hem etinden hem sütünden faydalanmak isteyen Erdoğan’ın AB’den taleplerinin ne ölçüde karşılanacağıdır.
Oysa AB; “Kıbrıs sorununu çöz de gel” demektedir. Hristodulitis, bunu çok iyi bildiği için, Avrupa’yı işin içine “etkin biçimde” katmayı başarmıştır.
Bizler de Türkiye ile AB arasındaki “pazarlıklardan” bize de birşey “damıtılır” umuduyla bekliyoruz…
Haydi bakalım… Birşeyler yapın ve tarihe geçin…

