Hasan HastürerYazarlar

Rumlar endişeli… “Çatışmayı savunmak, kendi felaketimizi hazırlamaktır.”

“Erhürman, Hristodulidis’e haddini bildirdi” başlıklı dünkü yazıma önemli sayıda dönüş aldım.
Zaman zaman yazılarımla ilgili Güney’den de görüşler gelir. Dünkü yazımın ardından telefonla ve sosyal medya üzerinden ulaşan Kıbrıslı Rumlar da oldu.
Yazımı değerlendirenler arasında parti rozeti taşımayan, demokrat Kıbrıslı Rumlar çoğunluktaydı.
Mesajlardan çıkardığım sonuç nettir:
Özellikle akademik düzeyi yüksek, kültürlü kesimlerde Nikos Hristodulidis’e duyulan güven oldukça düşüktür.
Bunun nedenleri de gizli değildir.
Hristodulidis’in DIKO’dan ELAM’a kadar uzanan siyasi çevrelerle sarmaş dolaş olması, çözüm isteyen Kıbrıslı Rumları ciddi biçimde endişelendiriyor.
Bakınız dün gelen bir mesajda ne deniyor: “Makale çok önemli bir eleştiri ortaya koydu. Nikos doğuştan diplomat; sizin de söylediğiniz gibi kulağa hoş gelen, çok “güzel” sözler söylüyor ama bunları somut adımlar izlemiyor.
Bir anlaşmanın gereklerine göre değil, Güney’de kendisini kontrol eden DİKO ve ELAM gibi siyasi partilerin çizdiği doğrultuda hareket ediyor. Çünkü her şeyden önce onları memnun etmek zorunda; aksi hâlde hükümeti çöker.
Ben, mevcut düzeni sürdürmek ve olup biten her şeyin sorumluluğunu üstlenmek üzere seçilmiş bir günah keçisi olduğuna gerçekten inanıyorum. Ne yazık ki kendisi de bu tuzağa düştü.”
***
Hristodulidis’in Kıbrıs dışındaki tercihleri de sorgulanıyor.
İsrail’le flörtü çoktan aşan yakınlık, Kıbrıslı Rumların bir kesimi tarafından İsrail halkıyla dostluk olarak değil, doğrudan Netanyahu yönetimine verilen siyasi destek şeklinde değerlendiriliyor.
Bu da var olan endişeyi daha fazla büyütüyor.
Sözü fazla uzatmayacağım.
İsmi bende varolan, mimar bir Kıbrıslı Rum’dan gelen mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Mesaj, yalnız bir kişinin görüşü değildir. Kıbrıs’ın güneyinde demokrasiye, barışa ve çözüme inanan insanların giderek yükselen kaygısının samimi bir ifadesidir.
İşte gelen metin:
“Yazının içeriği bizim tespit ve endişelerimizle örtüşüyor. Christodoulides ve çevresindeki yandaşlarının bütün meselesi iktidarda kalabilmek. Ne yazık ki onun dünyasında başarı, ülkenin geleceğinden çok kişisel servet ve siyasi güçle ölçülüyor. Bu da, mütevazı bir maddi geçmişten gelip sonradan servet ve nüfuz sahibi olan bazı insanlarda görülen bir anlayış.
Bu yüzden bugün yaptığı bütün hesaplar bir sonraki seçime odaklanmış durumda. Fakat değiştiremeyeceği bir gerçek var: Zaman durmuyor. Bir sonraki seçim ne kadar uzak görünürse görünsün, o gün mutlaka gelecek.
Guterres de dâhil olmak üzere artık birçok kişi bunun farkında.
Christodoulides de dostu Netanyahu gibi artık kamuoyunu eskisi kadar kolay yönlendiremiyor. İnsanlar giderek daha fazla görüyor, sorguluyor ve söylenenlerle gerçekler arasındaki farkı fark ediyor.
10 milyon İsraillinin Araplar, Persler ve Türkler gibi çok daha geniş bir coğrafi ve demografik gerçeklikle tek başına rekabet edemeyeceği ortada. Aynı durum Kıbrıs ve Yunanistan için de geçerli. Tabloya baktığımız da her şey ortada… Bir yanda çoğunluğu 60 yaşın üzerinde olan yaklaşık 10 milyon Yunan ve Kıbrıslı ile eğitim ve temel beceriler konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya olan yeni bir neslin… Öte yanda nüfusu 90 milyonu aşan ve büyük bölümü 25 yaşın altında olan Türkiye ile uzun vadede nasıl rekabet edeceği sorusu ortaya çıkıyor.
Üstelik Türkiye yalnızca nüfus bakımından değil, eğitim alanında da önemli bir konumda. OECD, PİSA 2025 sıralamasında, Türkiye dünyada 21. sırada bulunuyor ve bu sıralamada Almanya, Hollanda ve Fransa gibi ülkelerin önünde yer alıyor. Yunanistan 45, Kıbrıs Cumhuriyeti ise 64. Sırada.
Gerçekler değiştirilemez. Siyasi söylemler, propaganda veya seçim hesapları demografik, ekonomik ve stratejik gerçekleri ortadan kaldırmaz. Zaman ilerledikçe bu gerçekler daha da belirgin hâle gelecek.
Asıl akıllıca olan, bugün insanların ne düşündüğüne ve ne söylediğine bakmak değil; 2 yıl, 5 yıl, hatta 10 yıl sonra neler olacağını öngörebilmektir.
Sonunda yalanlar ortadan kaybolur ve gerçek, çok daha acımasız bir şekilde ortaya çıkar.
Biz Kıbrıs’taki Rumca konuşanlar için, barışçıl ve karşılıklı fayda sağlayan bir birlikte yaşamı savunmak yerine çatışmayı savunmak, sonunda kendi felaketimizi hazırlamaktır.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu