Derviş DoğanYazarlar

Bu Normal Değil

Sahte diploma davasını basından takip ediyoruz.

Mahkeme salonunda her gün yeni iddialar, yeni ifadeler ve yeni ayrıntılar kamuoyunun gündemine geliyor. Elbette devam eden bir yargı sürecinde hiç kimse hakkında mahkeme kararı kesinleşmeden hüküm vermek doğru değildir. Suçluluğu ancak mahkeme kararı belirler.

Ancak bir başka gerçek de var:

Mahkeme sürecinde ortaya çıkan iddiaları ve kamuoyunun dikkatini çeken ayrıntıları sormak da toplumun hakkıdır.

Duruşmalarda sanıklardan F.Ü.’nün ifadeleri ve iddiaları gündeme gelirken, basına yansıdığı kadarıyla KKTC Meclis Başkanı Ziya Öztürkler’in isminin birçok noktada tekrar tekrar geçmesi, doğal olarak bazı soruları beraberinde getiriyor.

Burada mesele, bir kişinin adının bir davada geçmesi değildir.

Mesele, devam eden bir davanın anlatılan hemen her önemli bölümünde bir ülkenin en üst makamlarından birini işgal eden kişinin adının tekrar tekrar gündeme gelmesidir.

Üstelik söz konusu makam, yalnızca Meclis Başkanlığı değildir.

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanının görevde bulunmadığı hallerde Cumhurbaşkanlığı makamına vekâlet eden kişidir.

Yani devletin en önemli makamlarından birinin temsilcisidir.

Böyle bir makamın adının, kamuoyunda büyük tartışma yaratan ve devlet kurumlarının itibarını doğrudan

ilgilendiren bir davada sürekli geçmesi, “Burada nasıl bir ilişki vardı?” sorusunu sormayı kaçınılmaz hale getiriyor.

Bu soruyu sormak kimseyi suçlamak değildir.

Tam tersine…

Devlet makamlarının itibarını korumak adına sorulması gereken bir sorudur.

Çünkü kamuoyu artık yalnızca “Kim ne yaptı?” sorusunun cevabını beklemiyor.

“Kim kimi tanıyordu?”

“Kim kiminle görüştü?”

“Kim hangi konuda devreye girdi?”

“Bir makam sahibi ile davanın sanıkları arasında nasıl bir ilişki vardı?”

“Bu ilişkiler resmi bir görev çerçevesinde miydi, kişisel miydi?”

Ve en önemlisi:

Mahkemede adı geçen bu ilişkilerin gerçek mahiyeti nedir?

Bunların cevabı verilmeden yapılan her açıklama, kamuoyundaki soru işaretlerini azaltmak yerine daha da büyütebilir.

Burada özellikle altını çizmek istediğim nokta şudur:

Bir makamın sahibi hakkında suçlama yapmak başka şeydir, o makam sahibinin adının geçtiği iddiaların açıklığa kavuşturulmasını istemek başka şeydir.

Bizim ihtiyacımız olan da tam olarak ikincisidir.

Çünkü mesele artık yalnızca bir diploma meselesi olmaktan çıkmıştır.

Mesele, devlet kurumlarına duyulan güven meselesidir.

Bir ülkede diploma gibi akademik ve resmi bir belgenin sahte olup olmadığı tartışılıyorsa, bu süreçte siyasetçilerin, bürokratların veya kamu makamlarının isimleri de çeşitli iddialar içerisinde geçiyorsa, toplumun “Ne oluyor?” diye sorması son derece doğaldır.

Hele ki adı geçen kişi, Cumhurbaşkanlığı makamına vekâlet edebilen bir Meclis Başkanı ise…

Bu soruların cevabı çok daha büyük önem taşır.

Çünkü makamlar kişilerden büyüktür.

Bugün o makamda bir başka isim olabilir, yarın başka bir isim…

Ama devlet kurumlarına duyulan güven bir kez zedelendiğinde, bunun bedelini yalnızca siyasiler değil, toplumun tamamı öder.

Bu nedenle Sayın Ziya Öztürkler’in, mahkeme sürecinde basına yansıyan ve kendi adıyla ilgili ortaya atılan iddialar konusunda kamuoyunun kafasındaki soru işaretlerini giderecek açık, net ve tatmin edici bir açıklama yapması, kanaatimce hem kendisi hem de temsil ettiği makam açısından önemlidir.

Elbette son sözü mahkeme söyleyecektir.

Kim suçlu, kim suçsuz; kim ne yaptı, kim yapmadı…

Bunları yargı belirleyecek.

Fakat yargının görevini yapmasını beklerken toplumun soru sorma hakkı ortadan kalkmaz.

Tam tersine, böylesine önemli bir davada toplumun beklediği şey şudur:

Gerçek bütün çıplaklığıyla ortaya çıksın.

Varsa bir ilişki, açıklansın.

Varsa bir yanlış anlaşılma, giderilsin.

Varsa bir iddia, cevaplandırılsın.

Varsa hiçbir şey yoksa, bunun da neden olmadığını kamuoyu bilsin.

Çünkü bazen bir makam sahibinin vereceği en değerli cevap, kendisini savunmak değil, kamuoyunun zihnindeki soru işaretlerini ortadan kaldırmaktır.

Ve bugün sorulması gereken en basit soru belki de şudur:

Bir sahte diploma davasında, Cumhurbaşkanlığına vekâlet eden Meclis Başkanı’nın adı neden bu kadar sık geçmektedir?

Bu sorunun cevabını toplum bilmek istiyor.

Ve bence bunu istemek herkesin hakkıdır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu