Uyuşturucu kapıyı çalarken, hangi ailenin kapısını çaldığına bakmıyor…

Olumsuzlukları anlatırken kullandığımız kolay tanımlamalardan biri vardır: “Başımızın belası…”
Bazen gelişigüzel söyleriz. Ama bazı sorunlar vardır ki uzun süre devam eder, çare üretilemez, giderek büyür ve sonunda gerçekten başımızın belası olur.
Uyuşturucu, Kıbrıs Türk toplumunun başının gerçek anlamda belasıdır.
***
Uyuşturucuyla ilgili çok yazı yazdım.
Kıbrıs Türk toplumunda uyuşturucu kullanımı yeni değildir. Geçmişi oldukça gerilere gider. Ancak geçmişte var olması, bugün geldiğimiz noktayı normalleştirmez.
Tam tersine sorulması gereken soru şudur: Yıllardır bildiğimiz bu sorun, çok daha tehlikeli uyuşturucu türleriyle neden hâlâ büyüyor?
Bu satırların yazarı olarak sigara da içmiyorum.
Sigarayı yararı olmayan bir tüketim olarak görürüm. Ancak hayatım boyunca sigara bağımlısı olmadığım için, bağımlı bir insana “Bırak gitsin, ne olacak?” deme kolaycılığını da doğru bulmam.
Bir sözümüz vardır:
“Bekâra karı boşamak kolaydır.”
Bağımlı olmayana da bağımlılıktan kurtulmayı söylemek kolaydır.
Üstelik bağımlılığın çeşitleri çoğaldı.
Akıllı telefon bağımlılığı belki de en kolay içselleştirdiğimiz bağımlılıktır.
Kim ne derse desin, bağımlılık insan iradesinin karşısına dikilen çok ciddi bir direnç sınavıdır.
Sigara içenlerin çoğu, “Bu sigaraya verdiğim parayla bir ev alırdım” der.
Evi alıp alamayacağı ayrı mesele. Kaybettiği sağlığını parayla geri alabilecek mi?
Asıl soru budur.
Geleneksel sigaradan yeni nesil nikotin aktaran ürünlere kadar bu konuda oldukça geniş bilgi biriktirdim.
Ama bugün konumuz sigara değil.
Uyuşturucu.
Yıllar önce Karpaz’da bir köyde yaşanan uyuşturucu dramını konu almıştım.
Yayından sonraki gün bir psikiyatrist aradı. Yaptığım yayının hatalı olduğunu, genç kız açısından bunalımı tetikleyebileceğini söyledi.
Kendisine sordum:
“Bu 15 yaşındaki kızımızı en son ne zaman gördünüz?”
Yanıtı, yanlış hatırlamıyorsam, “Bir ay önce” olmuştu.
Bir ay…
Uyuşturucu bağımlısı 15 yaşındaki bir çocuğun hayatında bir ayın ne anlama geldiğini ben mi anlatacaktım?
Bağımlılıkla mücadelede yakın takibin, iletişimin, aileyle temasın önemini ben mi söyleyecektim?
Sonuçta polis örgütüyle de işbirliği yapıldı.
Sadece o kızımızın değil, köyün uyuşturucu tehdidinden kurtulması için ciddi bir mücadele verildi.
Daha sonra o köye gittiğimde anne bana ulaştı. Teşekkür etti.
Bunları bugün neden yazıyorum? Çünkü dün çok sıcak, çok acı bir yüzleşme yaşadım.
Bir annenin çığlık çığlığa “İmdat” dediğini duydum. Geçmişte de benzerine tanık olmuştum.
Bir anne, çocuğunun bağımlılıktan kurtulması, daha büyük tehlikelere sürüklenmemesi için kendi çocuğunu polise ihbar etmişti.
Bana söylediği cümleyi hiç unutmadım:
“Bir anne olarak çocuğunuzu polise ihbar etmenin ne demek olduğunu anlıyor musunuz Hasan Bey?”
Anlıyorum demek kolay. Yaşamak başka bir şeydir.
Uyuşturucu bağımlılığı bugün pek çok yuvayı, pek çok aileyi perişan ediyor. Daha kötüsü, bağımlılık yaşı 15’in altına çoktan indi. Uyuşturucu bağımlı sayısı azalacağına artıyor.
Dün dinlediğim dramatik olay beni en yalın ifadeyle darmadağın etti. Hepimizin çocuğu var. Torunu var. Onlar için canımızı vermeye hazırız.
Ama uyuşturucu öylesine acımasız bir bağımlılık ki bazen canımızdan çok sevdiğimiz insanı, gözümüzün önünde yaşarken mezara koyuyor.
İşte bu nedenle uyuşturucu yalnızca polisin meselesi değildir.
Yalnızca doktorun, psikiyatristin, okulun ya da ailenin de meselesi değildir.
Hepimizin meselesidir.
Ve artık konuşmanın ötesine geçip, topyekûn mücadele etmenin zamanıdır.
Çünkü uyuşturucu kapıyı çaldığı zaman, hangi ailenin kapısını çaldığına bakmıyor.




