Çocuğunuzun Siyasetçi Olmasını İster misiniz..?

Herkes evladı için güzel bir gelecek ister.
Ama bizim ülkemizde bu biraz daha fazladır sanki.
Ülke insanımız tüm hayatını çocuğunun istikbaline endeksler.
Bundan da asla gocunmaz.
En iyi okula gitmesini ister, en güzel kıyafetleri giydirir ve neredeyse bir dediğini iki etmez.
Bu da kötü bir şey değildir.
Zaman zaman ölçüyü kaçırsak da hepimiz böyle değil miyiz..?
Ülkenin koşullarını zorlarız.
Özellikle de son yıllarda bunu üniversite öğrenimi aşamasında görmekteyiz.
Kendi ülkemizdeki veya Türkiye’deki okullar bizi tatmin etmiyor ve bir yolunu bulup çocuklarımızı Avrupa’ya üniversite eğitimi almaları için gönderiyoruz.
Bunda sahip olabildiğimiz “Kıbrıs Cumhuriyeti” kimliklerinin sağladığı AB üyeliğinin de büyük etkisi var elbette.
Çocuklarımızı Avrupa’ya gönderiyoruz ama ne yazık ki çoğu geri dönmüyor.
Çünkü döndüklerinde onları bekleyen bir iş sorunu bulacaklar.
Aile şirketi veya benzer bir yapıya sahip olanlar şanslı.
Onlar gelip işlerinin başına geçiyorlar.
Ama bu çok düşük bir oran.
Geriye kalan kısımdan hasreti göze alabilenler Avrupa’da kalıyorlar.
Ve ne tuhaftır ki çok kısa sürede de bir iş bulup çalışmaya başlıyorlar.
Genellikle de tahsilini gördükleri işle ilgili bir alanda ve cazip bir maaşla hayatlarını devam ettirebiliyorlar.
Ama dedik ya, işin içerisinde hasret var.
Kim ne derse desin, ülkemizi çok seviyoruz ve ona tutkuyla da bağlıyız.
O nedenle de Kıbrıslının gurbette işi çok da kolay olmuyor.
Başarıp da kalabilenler kalıyor ama onların da aklı ve de gönlü hep burada, Kıbrıs’ta oluyor.
Çok da kolay değil.
Yedi yıllık yüksek öğrenim süremde ben de bunu yaşadım, tadını iyi bilirim Kıbrıs’a uzak kalmanın.
Kalabilen kalıyor ama kalamayanlar da dönüyor.
Dönüyorlar ve klasik süreçler de başlıyor.
Erkek olanlar askere giderken, kızlar iş aramaya başlıyorlar.
Askerliğini bitiren erkeklerin de dahil olduğu bu nüfus ilk olarak tahsilini gördükleri alanda yapıyorlar arayışlarını.
Ama çoğu nafile oluyor.
Zamanla alanlar çoğalıyor ve neredeyse “ne iş olsa yaparım” sınırına dayanıyor.
İşte bu aşamada devlet yolu daha sıcak görünmeye başlıyor.
Bir yolunu bulup da çocuğunu devlete işe sokmak ve geleceğini garanti altına almak isteyen aileler çalmadık kapı bırakmıyorlar.
Ama günün sonunda bu kapıların tümü de siyasete ait kapılar haline geliyor.
Şartlar belli, koşullar sabit.
Başarabilen geçiyor bu kapılardan, başaramayanlar ise ortada kalıyor…
İşte tam bu aşamada aileler evlatlarının yaptıkları işe ilişkin gaileleri ile yüzleşmeye başlıyorlar.
“çocuğum ezilmesin” endişesi ile önlerine çıkan iş tekliflerini iyice incelemeden karar vermiyorlar.
Ki bu bence çok doğru bir davranıştır.
Çocuğum şu olmasın, bu olmasın derken seçenekler de azalıyor.
İşte bu seçenekler hayatımızı kısıtlayan çemberlerdir.
Peki bu seçeneklerde neyin olmasını ya da olmamasını isterdik acaba en fazla..?
Örneğin, en başta, başlıkta yazdığı üzere, çocuğu “siyasetçi” olsun isteyen var mıdır acaba..?
Soru ortada kalsın, cevabını zaten bilmekteyiz….



