Siyasetin Kapılarını Gençlere Kapattılar…

Siyasi partilerin netleşen aday listelerine bakıyorum da insan ister istemez aynı soruyu soruyor: Bu ülkede değişimden söz edenler, değişimin önünü açmaya gerçekten ne kadar hazır?
Hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki partilerimizin önemli bir bölümü, iyi eğitim almış, genç, dinamik, dünyayı takip eden, yeni fikirler üretebilen ve ülkenin geleceğine farklı bir perspektiften bakabilecek kadrolara hak ettikleri alanı açmaktan kaçındılar.
Oysa bugün ihtiyacımız olan şey, siyasetin yıllardır aşina olduğu isimleri yeniden sahneye çıkarmak değil; siyasete yeni bir soluk, yeni bir heyecan ve yeni bir vizyon kazandırmaktır.
Ne yazık ki aday belirleme süreçlerinde bir kez daha gördük ki yıllardır milletvekilliği yapan, siyaseti neredeyse bir mesleğe dönüştüren ve parlamentodaki koltuklarını kişisel kariyerlerinin doğal bir parçası olarak gören isimlere öncelik verildi. Gençlerin enerjisi, birikimi ve değişim arzusu ise çoğu zaman parti içi dengelerin, kişisel hesapların ve yerleşik siyasi alışkanlıkların gerisinde kaldı.
Peki, siyaseti bir meslek haline getirmekle kamu hizmetini bir sorumluluk olarak görmek arasındaki farkı ne zaman konuşacağız?
Elbette deneyim önemlidir. Siyasi tecrübe, kurumsal hafıza ve geçmişten gelen birikim, doğru değerlendirildiğinde ülke yönetimine ciddi katkılar sağlar. Ancak deneyim, sonsuza kadar aynı isimlere öncelik tanımanın gerekçesi olamaz. Tecrübe bir avantajdır; ayrıcalığa dönüştüğü anda ise siyasetin yenilenmesinin önünde bir engele dönüşür.
Bir ülkenin geleceğini düşünen siyasi partiler, yalnızca bugünün seçimini kazanmayı değil, yarının ülkesini yönetecek kadroları yetiştirmeyi de görev bilmelidir. Gençlerin önünü açmak, onları listenin son sıralarına yerleştirip göstermelik bir gençlik mesajı vermek değildir. Onlara karar mekanizmalarında gerçek sorumluluk vermek, sözlerini dinlemek ve ülkenin geleceğini şekillendirecek iradeyi ortaya koymalarına fırsat tanımaktır.
Üstelik iyi eğitim almış gençlerden söz ederken meseleyi yalnızca diplomaya da indirgememek gerekir. İhtiyacımız olan; eğitimli olmanın yanında liyakat sahibi, sorgulayan, dürüst, üretken, dünyayla rekabet edebilen ve toplumsal sorumluluk taşıyan insanlardır. Gençlik, yalnızca yaşla ölçülmez; zihniyetle, cesaretle ve değişime açık olmakla anlam kazanır.
Peki, siyasi partilerimiz bu potansiyeli neden yeterince değerlendirmiyor?
Çünkü yeni kadrolar, beraberlerinde yeni sorular ve yeni beklentiler getirir. Alışılmış yöntemleri sorgular, yıllardır değişmeden sürdürülen siyasi ilişkileri tartışmaya açar ve hesap verebilirlik talep eder. Belki de asıl mesele tam burada düğümleniyor: Değişimden söz etmek kolaydır ama değişimin kendisine alan açmak cesaret ister.
Kıbrıs Türk toplumunun bugün karşı karşıya bulunduğu ekonomik, sosyal ve yönetsel sorunlar ortadayken, siyasetin aynı isimler, aynı söylemler ve benzer vaatler arasında dönüp durması kabul edilebilir mi? Gençlerin gelecek kaygısı yaşadığı, nitelikli insanların başka ülkelerde fırsat aradığı bir dönemde, siyasetin kendi kadrolarını yenilemekte bu kadar isteksiz davranması düşündürücü değil midir?
Bir ülkenin geleceği, geçmişin siyasi alışkanlıklarına teslim edilemez.
Siyasi partiler elbette kendi adaylarını belirlemekte özgürdür. Ancak bu özgürlük, toplumun değişim beklentisini görmezden gelmenin mazereti olamaz. Seçmen yalnızca tanıdığı isimleri değil, kendisine yeni bir gelecek tasavvuru sunan kadroları da görmek istiyor.
Bugün aday listelerinde eksik olan yalnızca genç yüzler değildir. Eksik olan, siyasetin kendisini yenileme iradesidir. Eksik olan, liyakati kişisel yakınlıkların ve parti içi hesapların önüne koyabilme cesaretidir. Eksik olan, koltukları korumakla ülkeye hizmet etmek arasındaki farkı yeniden hatırlayabilmektir.
Ve unutulmamalıdır ki gençlere yer açmayan siyaset, yalnızca gençleri dışarıda bırakmaz; kendi geleceğini de daraltır.
Çünkü siyaset, aynı isimlerin yıllarca yer değiştirmeden oturduğu bir koltuk düzeni değildir. Siyaset, toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap verebilme sanatıdır.
Eğer siyasi partiler gençlere güvenmiyorsa, gençlerin bu siyasi partilere neden güvenmesi gerektiğini de açıklamak zorundadır.
Belki de artık asıl soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Bu ülkede gerçekten değişim mi istiyoruz, yoksa yalnızca değişimden söz ederek mevcut düzeni yeniden üretmeye mi devam ediyoruz?
Aday listeleri, bu sorunun cevabı konusunda pek de umut verici görünmüyor.



