Serdar Denktaş’tan beklediğimiz kişilikli duruş, siyaset hayatımızın ihtiyacımızdır…

Önceki sabah güne başlarken sosyal medyada önüme, Serdar Denktaş’ın genel başkanı olduğu TAM Parti’nin bir videosu geldi. İzledim.
Siyasi amaçla hazırlanmış videolar arasında bir sıralama yapsam, sıcaklığı ve Kıbrıslı Türklerin ruhuna dokunma başarısıyla ilk iki sıradan birine koyarım.
Neden?
Çünkü yalnızca gösterdiklerini anlatmıyordu. İzleyenin kendi yaşanmışlıklarını, özlemlerini ve beklentilerini ekleyebileceği bir alan bırakıyordu. Ben de anlatılanları kendi duygularımla tamamladığımı hissettim. İnsan, kendinden bir şey kattığını daha çok sahiplenir.
***
İzleyip geçmedim.
Doğal olarak Serdar Denktaş’ı da düşündüm. Düşünürken sorgulamayı ihmal etmedim.
Rahmetli Rauf Denktaş’ın ailesinde, siyaset dünyasında önce Raif Denktaş öne çıkmıştı. Siyasi deneyiminin sonuçlarından bağımsız olarak, kişisel kapasitesiyle toplumun değerlerinden biriydi. Çok genç yaşta trafik kazasında yaşamını yitirince, Denktaş soyadının siyasi nöbeti Serdar’a kaldı.
Bir soyadı kapı açabilir.
Ancak o kapıdan geçtikten sonra yıllarca ayakta kalabilmek, yalnızca soyadıyla açıklanamaz.
Serdar Denktaş’ın hataları olmadı mı? Elbette oldu.
Yanlış kararlarını, siyasi tercihlerini ve sorumluluklarını konuşmayacak mıyız? Konuşacağız.
Ancak Serdar’ı değerlendirmeyi yalnızca kusur aramaya indirgersek, aynı ölçüyü herkese uygulamak zorundayız. Aktif siyasettekileri bu ölçüyle sıralasak, bugün başkalarını kolayca yargılayanların birçoğu listenin en üstlerinde kendilerine yer bulabilir.
Serdar’ın siyasi birikimi, babasının yaşadıklarına tanıklığı, kişisel kapasitesi ve özgüveni vardır. Bunların Kıbrıs Türk siyasetine katkı sağlayabilecek bir insan kaynağı oluşturduğundan kuşkum yoktur.
***
Rauf Denktaş’la ilgili yazılarımın neredeyse tamamı eleştireldi. Bugün de o eleştirilerimi inkâr etmiyorum.
Rauf Denktaş’la temel ayrılığım, Kıbrıs sorununu Kıbrıslı Türklerin özne olduğu bir mesele olmaktan uzaklaştırıp, ağırlıkla Türkiye’nin sorunu olarak gören yaklaşımıylaydı. Bana göre bu anlayış, Kıbrıslı Türklerin kendi gelecekleri üzerindeki söz hakkını ve siyasi taleplerini zayıflatıyordu.
Bu düşüncem değişmedi. Bununla birlikte, Denktaş’ın Türkiye’nin siyasi liderliği karşısındaki duruşunu ve Anadolu insanındaki itibarını, bugünün ilişkilerine bakınca daha iyi değerlendirebiliyorum.
Eleştirmek, bir insanın bütün değerlerini yok saymayı gerektirmez.
Aynı şekilde değerini teslim etmek de bütün görüşlerini benimsemek değildir.
***
Serdar Denktaş’tan beklediğimiz kişilikli duruş, siyaset hayatımızın ihtiyacıdır. Birikimiyle seçim sonrasında da aktif katkı yapabilecek konumda bulunmasını önemserim.
Siyasette deneyimin tek başına yeterli olmadığını da biliyorum. Birikimin değeri, bugünün sorunlarına ürettiği cevapla ölçülür. Gençlerin geleceğine, geçim derdine, kurumların itibarına ve toplumsal iradeye ne kattığına bakılır. Serdar Denktaş da herkes gibi bu soruların muhatabıdır. Geçmişi bir dokunulmazlık belgesi değildir. Ancak geçmişten süzülmüş deneyimi, peşinen değersiz sayılacak bir yük de değildir. Toplumun ihtiyacı, hesap sorarken insan kaynağını tüketmeyen bir siyasi olgunluktur.
Bunları yazarken kendi siyasi tercihimi saklamıyorum.
Barış, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü temelindeki tercihime bağlı kalarak, bugüne kadar yaptığım gibi oyumu gönül huzuruyla kullanacağım.
Ancak demokratik hayat, yalnızca kendi partimizin güçlenmesinden ibaret değildir.
Seçim yarışında bulunmasını, parlamentoda söz söylemesini önemsediğimiz başka partiler ve insanlar da vardır.
Parti bağlılığı, ilkelere sadakatle birlikte değerlendirilmelidir. Parti bağı katı olmayan seçmenler de yalnızca güçlü görünenleri değil, güçlenmesinde toplumsal yarar gördüklerini düşünmelidir.
“Barajı geçer mi, geçmez mi?” tartışmaları, seçmenin iradesinin yerine geçmemelidir. Bu yöndeki telkinleri ve algı çalışmalarını sorgulamak gerekir.
Seçmenin önüne konulan seçeneklerin niteliği hepimizi ilgilendirir. Farklı seslerin birbirini dinlediği, itirazın düşmanlık sayılmadığı, deneyimin yenilikle buluşabildiği bir Meclis istiyorum. Bunun yolu da seçmeni korkutarak tercihinden uzaklaştırmak değil, ona güvenerek özgür kararını savunmaktır. Herkes için, daima.
Sandığa giderken yalnızca kazananın yanında bulunmayı hesaplamayalım. Nasıl bir Meclis istediğimizi de düşünelim. Çünkü oyumuz, demokratik hayatımızın geleceğine ilişkin sorumluluğumuzdur.




