Başarının adı: LAÜ MODELİ

Rastgele başarı olur mu?
Olabilir.
Ancak o başarının öyküsünü araştırdığınızda, geçmişten bugüne uzanan sistematik bir hazırlık bulamayabilirsiniz. Koşullar denk gelmiştir. Bir kişinin olağanüstü çabası sonuç vermiştir. Fırsat iyi değerlendirilmiştir.
Bunlar başarıyı değersizleştirmez.
Ama geleceğinin güvencesi de değildir.
Ben başarıya bakarken, ne kadar sürdüğünü, hangi zorlukları aşabildiğini, kaç insanın emeğiyle büyüdüğünü önemserim. Birkaç kişinin performansına yaslanan bir yapının geleceği, o insanların görevde kalmasına bağlıysa kurumsallaşmadan söz etmek kolay değildir.
***

Asıl başarı; insan yetiştiren, sorumluluk paylaşan ve kendi devamlılığını sağlayan başarıdır.
Lefke Avrupa Üniversitesine bakarken aklımdan geçen budur.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yükseköğretim, hayatımıza hemen her yönden dokunuyor.
Eğitim için “sektör” sözcüğünü kullanmayı tercih etmiyorum. Üniversiteyi yalnızca öğrenci sayısı, gelir ve ekonomik hareketlilik üzerinden tanımladığınızda, eğitimin özünü geriye itme tehlikesi doğar.
Bununla birlikte, yükseköğretimin sırtına yüklediğimiz yükün ağırlığını da görmezden gelemeyiz.
Ekonomiye katkı bekliyoruz. Bölgelere canlılık getirmesini istiyoruz. İstihdam yaratmasını, dünyayla bağ kurmasını, ülkenin görünürlüğünü artırmasını bekliyoruz.
Bütün bunları yaparken eğitim kalitesini de yükseltmesini istiyoruz.
Bu kadar farklı beklentiyi karşılamak, günü kurtaran kararlarla mümkün değildir.
Plan gerekir. Disiplin gerekir. Birbirine güvenen insanların ortak hedefe yürümesi gerekir.
***
Doğu Akdeniz Üniversitesi ile Lefke Avrupa Üniversitesi, kamusal sorumlulukları ve vakıf yapıları bakımından birlikte değerlendirilmesi gereken iki üniversitemizdir.
DAÜ daha önce yola çıktı. Devletin ilgisini ve desteğini daha fazla gördü.
LAÜ için aynı şeyi söylemek kolay değil.
Üvey evlat demeyeyim.
Ama yıllarca eşit sevgi ve ilgi görmeyen bir evlat gibi kaldığını söyleyebilirim.
Kapatılmasının konuşulduğu günleri unutmadık. DAÜ’nün hazırlık bölümü haline getirilmesinin değerlendirildiğini de anımsıyoruz.
Bir üniversiteyi geleceğe hazırlamakla, varlığını sürekli tartışmaya açmak arasında büyük fark vardır.
LAÜ, uzun süre bu tartışmaların gölgesinde yaşadı.
Zaman zaman kıpırdanmalar oldu.
Ancak üniversitenin geleceğine ilişkin soru işaretleri kolay silinmedi.
Ne zamana kadar?

2013 yılında Prof. Dr. Mehmet Ali Yükselen’in rektörlüğüyle başlayan istikrarlı gelişme dönemine kadar.
Yükselen’in başarısını yalnızca büyüme sözcüğüyle anlatmak, eksik kalır.
Çünkü büyümenin nasıl gerçekleştiği önemlidir.
Öğrenci sayısını artırırken eğitim kalitesini, altyapıyı ve kurumsal güveni birlikte geliştiremiyorsanız, büyüklük bir süre sonra yük olur.
LAÜ’de dikkatimi çeken, bu alanların birlikte ele alınmasıdır.
Mehmet Ali Yükselen, pozitif disiplin anlayışıyla güçlü bir takım ruhu yarattı.
Pozitif disiplin derken neyi kastediyorum?
İnsanın sorumluluğunu bilmesini, yaptığı işe sahip çıkmasını, başarısının görülmesini ve ortak hedefin parçası olduğunu hissetmesini.
Sadece talimatla çalışan insanla, kurumun geleceğini kendi geleceğiyle birlikte düşünen insanın katkısı aynı olmaz.
Aidiyet duygusu burada belirleyicidir.
LAÜ’de bu duygunun kampüs sınırlarını aştığını görüyorum.
Lefkeliler üniversiteyi sahiplendi.
Üniversite de Lefke’yle bağını güçlendirdi.
Her üniversitenin bulunduğu bölgeye katkısı vardır. Ancak LAÜ ile Lefke arasındaki ilişki, ekonomik hareketliliği aşan bir kucaklaşma niteliği taşıyor.
Bu ilişkinin değeri, hesap tablolarına bütünüyle sığmaz.
Bir başka önemli boyut, mütevelli heyeti ile akademik yönetimin ilişkisidir.
Mütevelli heyetlerinin oluşumunda siyasi tercihlerin etkili olduğunu biliyoruz. Koalisyon paylaşımı, üniversitelerin yönetim yapılarına da yansıyabiliyor.
LAÜ’nün hükümet içindeki sorumluluğunun Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığıyla ilişkilendirilmesi bile, yükseköğretime yaklaşımımız bakımından üzerinde düşünülmesi gereken bir örnektir.
Üniversitenin ihtiyacı, akademik aklın çalışabileceği sağlıklı bir yönetim düzenidir.
DAÜ’de zaman zaman mütevelli heyeti ile akademik yönetim arasındaki ilişkinin siyasi tartışmalarla iç içe geçtiğine tanık olduk.
LAÜ’de ise benim gözlemlediğim farklıdır.
Akademik yönetimin üniversitenin yararına aldığı kararların önüne mütevelli heyeti bir engel olarak çıkmadı.
Bu, denetimden vazgeçmek anlamına gelmez.
Sorumluluğunu bilerek denetlemekle, akademik yönetimin yerine geçmeye çalışmak farklı şeylerdir.
Bir kurumda herkes kendi görevini doğru yaparsa, kararların uygulanması da kolaylaşır.
LAÜ’nün başarısında bu karşılıklı saygının önemli payı vardır.
**
Önceki gün yeni akademik yılın başlangıcı vesilesiyle gerçekleştirilen geniş katılımlı etkinlikte, bu birikimin sonuçlarını dinledik.

Mehmet Ali Yükselen, başarıya katkı koyan isimleri tek tek saydı.
Sabırla.
Her birinin takdiri neden hak ettiğini anlatarak.
Başarıyı paylaşabilmek de yöneticiliğin ölçüsüdür.
Her şeyi kendi hanesine yazan yöneticiyle, emeği görünür kılan yönetici aynı kurum kültürünü oluşturmaz.
***
Yükselen’in konuşmasındaki temel vurgu, yeni bir akademik yılla birlikte LAÜ tarihinde yeni bir merhaleye geçilmesiydi.
Ortaya konulan göstergeler bu vurguyu destekliyor.
YKS yerleştirme sonuçlarına göre LAÜ, son iki yıldır KKTC’nin en çok tercih edilen üniversitesi.
QS Dünya Üniversiteler Sıralamasında iki yıldır ilk bin içerisinde yine LAÜ.
THE Dünya Üniversiteleri Sıralamasında ise 601–650 bandında yer alıyor.
AQAS kurumsal akreditasyon sürecinin başarıyla tamamlanması da bu tabloya ekleniyor.
Bunlar ayrı ayrı değerlidir.
Ancak birlikte okunduğunda daha fazlasını anlatır.
Öğrencinin ve ailesinin güvenini, uluslararası görünürlüğü, akademik performansı ve kalite güvencesini aynı çerçevede görmemizi sağlar.
Yükselen, bu yolda üç alanda birlikte ilerlediklerini anlattı.
Öğrenci nüfusu.
Yapılaşmış çevre ve altyapı olanakları.
Görünürlük ve kalite güvencesi.
Bu yaklaşımın anlamı açıktır.

Öğrenciye kapıyı açarken, içeride ne bulacağını da düşünüyorsunuz. Dersliği, laboratuvarı, akademik desteği ve yaşam çevresini birlikte hazırlıyorsunuz.
Kalite iddianızı dış değerlendirmeye açıyorsunuz.
Üniversitenin başarısını kendi kendinize verdiğiniz notla ölçmüyorsunuz.
Elbette hiçbir sıralama, bir üniversitenin bütün değerini tek başına anlatmaz. Asıl mesele, elde edilen sonuçların eğitime, araştırmaya ve öğrencinin hayatına nasıl yansıdığıdır.
LAÜ’nün bundan sonraki sorumluluğu da bu bağı güçlendirmektir.
Bir öğrencinin üniversiteye kaydolması, ailesinin yıllara yayılan emeğini de o kuruma emanet etmesidir. Üniversitenin sorumluluğunu buradan okumak gerekir. Verilen her sözün derslikte, sınavda, danışmanlıkta ve mezuniyet sonrasında bir karşılığı olmalıdır. Kurum kültürü dediğimiz şey, tam da bu gündelik ilişkilerde sınanır. Büyük hedeflerin inandırıcılığı, küçük sorumlulukların ne kadar özenle yerine getirildiğine bağlıdır. LAÜ modelini kalıcı kılacak olan da bu özenin, yönetimler ve kuşaklar değişirken korunabilmesi, sürekli yeniden üretilebilmesidir.
Çünkü başarı, beklentiyi yükseltir.
Bugün alkışlanan bir kurum, yarın aynı yere dayanarak yetinemez.
Kazanılan güvenin her yeni öğrenciyle yeniden hak edilmesi gerekir.
***

Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Öztürk’ün konuşmasının hakkını da teslim edelim.
Öztürk, beş buçuk yıllık görev süreleri boyunca binin üzerinde karara imza attıklarını ve bu kararların tamamını oybirliğiyle aldıklarını anlattı.
Oybirliği, tek başına kararların doğruluğunun garantisi değildir.
Ancak farklı siyasi tercihlerden gelen insanların, üniversitenin yararında buluşabilmesi önemlidir.
Ortak sorumluluğun kişisel ya da partisel hesabın önüne geçebildiğini gösteren bir çalışma anlayışı, takdiri hak eder.
Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim.
Akademik kadronun, idari çalışanların, öğrencilerin, Lefkelilerin ve mütevelli heyetinin katkısını birlikte görelim.
Mehmet Ali Yükselen’in öncülüğünü de hakkıyla değerlendirelim.
LAÜ’nün deneyimi, ülkemizde kurum yönetmek bakımından da incelenmelidir. Yetkinliğe alan açıldığında, emek takdir edildiğinde ve kararların arkasında ortak irade bulunduğunda neler yapılabileceğini gösteriyor. Bu deneyimi yalnızca törende alkışlayıp geçmek, öğrenme fırsatını kaçırmak olur.
Çünkü burada bir gecede ortaya çıkmış bir sonuçtan söz etmiyoruz.
Yıllar boyunca ilmek ilmek örülmüş bir kurum kültüründen söz ediyoruz.
Adı da budur: LAÜ modeli.




