Pınar Barut Görevini Yapıyordu…

Bazı anlar vardır ki yaşananlar, yalnızca bir kişinin öfkesini değil, toplumun demokrasiye, hukuka ve basın özgürlüğüne ne kadar sahip çıktığını da sorgulatır.
Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen sahte diploma davasında Fatma Ünal’ın 16 ayrı suçlamanın tamamından suçlu bulunarak 5 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından mahkeme çıkışında yaşananlar, kabul edilemez bir şiddet olayını gündeme taşıdı. Gazeteci Pınar Barut’un görüntü aldığı sırada kendisine su şişesi fırlatılması ve şişenin yüzüne isabet ederek yaralanmasına neden olması, açıkça kınanması gereken bir davranıştır.
Gazeteciye fırlatılan bir su şişesi, yalnızca bir insana yöneltilmiş değildir. O şişe, halkın haber alma hakkına, basın özgürlüğüne ve demokratik toplumun temel değerlerine de yöneltilmiştir.
Mahkeme kararları herkesi memnun etmeyebilir. İnsanlar öfkelenebilir, üzülebilir, verilen cezayı yetersiz ya da ağır bulabilir. Ancak hiçbir duygu, hiç kimseye bir başkasına saldırma hakkı vermez. Hele ki görevini yapan bir gazeteciye yönelik fiziksel şiddet, hangi gerekçeyle açıklanmaya çalışılırsa çalışılsın, meşrulaştırılamaz.
Unutulmamalıdır ki mahkemeler kararlarını hukuk çerçevesinde verir. Gazeteciler de toplumun tanıklığını üstlenir; yaşananları kaydeder, kamuoyunu bilgilendirir ve hesap verebilirliğin sağlanmasına katkıda bulunur. Gazetecinin görevi, birilerini memnun etmek değil, kamuoyunun bilgi edinme hakkını korumaktır.
Bugün Pınar Barut’a yönelen şiddet karşısında sessiz kalınırsa yarın başka bir gazeteci, başka bir mahkeme çıkışında, başka bir kamusal olayda aynı tehditle karşı karşıya kalabilir. Şiddetin normalleştirildiği bir yerde yalnızca gazeteciler değil, toplumun tamamı kaybeder.
Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin hakkı değildir; halkın gerçeği öğrenme hakkıdır. Bu nedenle gazetecilere yönelik saldırılar, kişisel bir mesele olarak görülmemeli; demokratik yaşamı ve hukuk devletini ilgilendiren ciddi olaylar olarak ele alınmalıdır.
Bu olayın bütün yönleriyle aydınlatılması, sorumluların hukuka uygun biçimde belirlenmesi ve gerekli işlemlerin yapılması büyük önem taşımaktadır. Hiç kimse kimliğinden, siyasi görüşünden, yakınlıklarından veya toplumsal konumundan dolayı ayrıcalıklı olmamalıdır. Hukuk, herkes için eşit uygulanmalıdır.
Bir başka önemli nokta da şudur: Mahkeme salonunda verilen kararın ardından yaşananlar, toplumdaki gerilimin hangi noktaya ulaştığını düşünmemizi gerektiriyor. Hukuka saygı, yalnızca lehimize karar verildiğinde gösterilecek bir tutum değildir. Hukuk kültürü, hoşumuza gitmeyen kararlar karşısında da şiddete başvurmadan hareket edebilme olgunluğudur.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde demokrasiye, adalete ve özgür basına inanan herkesin bu olay karşısında açık bir tavır ortaya koyması gerekir. Siyasi görüşler, kişisel hesaplar ve tarafgirlikler bir yana bırakılmalı; gazetecilerin güvenli çalışma hakkı ortak bir demokratik ilke olarak savunulmalıdır.
Pınar Barut’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, kendisine yönelik saldırıyı en güçlü biçimde kınıyorum.
Çünkü adalet kararını mahkemede verir; öfke ise kimseye şiddet uygulama yetkisi vermez.
Ve unutmayalım: Bir toplumda gazeteciler görevlerini yaparken saldırıya uğruyorsa mesele yalnızca bir gazetecinin güvenliği değildir. Mesele, o toplumda gerçeğin ne kadar özgürce konuşulabildiğidir.

