Bir demokrasi şöleninde “gombina” olur mu, olmaz mı?

Ulusal Birlik Partisi, cumartesi günü “aday sıralama” kurultayı düzenledi.
Dokuz bine yakın parti üyesi oy kullandı.
Bu katılım, partinin üye sayısının yaklaşık üçte biri kadardır.
Partililerin üçte ikisinin, oy kullanmak için gerekli “motivasyon”a sahip olmaması, ciddi bir seçim yenilgisinin daha şimdiden işaretini verir gibidir…
Cumartesi akşamı; saat 21.32’de adayların aldıkları oylar dev ekranda açıklandığında, ortalık karıştı.
Yerini beğenmeyen 17 kişi, sonuçlara “itiraz” atti.
Kurultay’ı yöneten “Divan Başkanı” akşam saat 01.30’da oyların Yüksek Seçim Kurulu gözetiminde yeniden sayılacağını açıkladı.
Oylar yeniden sayılacak, digital olarak kullanılan oylar ile sandıklara atılan oy pusulaları karşılaştırılacaktı.
Ancak; bu yazının yazıldığı dün akşam saatlerine kadar, sandıklar polis gözetiminde tutuluyor ve kimse de bir açıklama yapmıyor…
Üstelik ÜÜ; akşam satlerinde Ankara’ya uçtu. Kararı alan kurultayın başkanı ise hastahanenin yolunu tuttu…
Bu “gayrıciddi” durum tam da UBP’ye yakışan bir “kıvam”da siyasetin gündemine oturdu.
Nedeni ise çok basit…
Bu “çirkin” tablo, partili olsun olmasın hepimizi ilgilendiriyor…
Bir siyasal parti, kendi kurultayında bir karar alıyor ama uygulayamıyor…
Kendi üyelerinin itirazlarını bir biçimde karara bağlayamıyor.
Başbakan da “Durun bir Ankaraya gideyim de bakarız” diyerek büyük bir sorumsuzlukla ülke dışına uçuyor.
Gelelim itirazlara…
Bir “partili”nin, kendi seçmeninden aldığı oyu beğenmemesini elbette doğal karşılamak gerekiyor.
Rüyasında listenin en başına yerleşeceğini görmüş olabilir.
Aylarca bunun hayali,ni kurmuş olabilir…
Kendisine, köy ziyaretlerinde “ayıp ettin gardaşçığım, oylarımız senin” denildiği için yaptığı hesap tutmamış olabilir.
Partisinin bakanları var, vekilleri var, herkes birbirinin rakibi…
Onlardan da “benim listemde baş yerdesin gardaşçığım” vaadi almış olabilir…
Hatta; ÜÜ’den bir “gülücük” aldığına güvenerek yola çıkanlar da olabilir…
Bütün bunlar; 1976’dan beri UBP’nin politika yapma “tarzının” ana bileşenleridir.
Bu durumda kendisinin “üstün bir değer” olduğuna inananlar şöyle düşünebilir:
“UBP’li seçmen, benim değerimi anlamamış, bana verdiği sözleri tutmayarak beni kandırmıştır.”
Ancak ne yazıktır ki bu düşüncede olan bir “itiraz sahibi” görmedim.
İtiraz edenlerin başında bulunan Meclis Başkanı Ziya Öztürkler, sonuçlar açıklandıktan sonra Divan Başkanı’na kolunu sallayarak “Bu partiyi küçük düşürmeyin” demesi, taa içerilerde birşeyler tezgâhlandığını” ima ediyordu.
Bu “Divan Başkanı” UBP’ye “yakışmayan” bir şey mi yapmıştır da UBP’yi küçük düşürmüştür?
Divan Başkanı’nın “zırt pırt” yerinden kalkıp ÜÜ’in bulunduğu arka odaya gitmesi ne gibi bir “küçük düşürme” içeriyor, kimse bunu bilemez.
Ancak; şikayetçilerden biri olan eski Meclis Başkanı Zorlu Töre’nin “şaibelidir” biçimindeki sözleri dyabana atılamaz…
O da “üyelerden gerekeli desteği görmedim” demek yerine, içerilerde tezgâhlanması mümkün olan “gombina”ları ima etmiştir.
Yani; her iki “Meclis Başkanı” da partilerinin içindeki tezgâhtan, sahtecilikten şikayetçidir.
Emrah Yeşilırmak adındaki “vekil adayı”nın “tavrı” da ayrıca çok düşündürücüdür.
Oylar yeniden sayılınca liste başına konsa bile aday olmayacağını söylemiştir.
“Sahte diploma soruşturması”nda Meclis kararıyla “dokunulmazlığı” korunduğunda, kürsüye çıkıp “aklanma hakkımı elimden alıyorsunuz” diyemeyen bu vekil, şimdi nasıl olur da adaylıktan kolayca vazgeçer?
“Kazanamayacağından emin olduğu için…” diyenler hiç de haksız sayılmaz…
Keşke; ülkenin bu en örgütlü partisinde “yerini beğenmeyenler”in hoyrat itirazları yerine başka sonuçları konuşabilseydik…
Örneğin; UBP’de aday olabilmenin bazı “etik” kodları olsaydı… Bunlar ilan edilseydi, kurultayda böyle kişiler yarışa katılamasaydı…
Örneğin bir Ziya Öztürkler…
Etik değerlere saygılı bir partide aday olabilir miydi?
Sahte diploma duruşmalarında adının apaçık biçimde zikredilmesi, bir miktar UBP üyesinin tepkisine yol açmış olamaz mı?
Yani; bu “sonuç”lardan bir “hile” üretmek yerine, Ziya Bey kendini sorgulayamaz mıydı?
Aynı biçimde, Emrah Yeşilırmak da UBP seçmeninden bir “tokat” yemiş olamaz mı?
Ziya Öztürkler, Emrah Yeşilırmak ve Hakan Dinçyürek’in UBP’lilerden yeterli desteği alamaması aslında UBP seçmeni bakımından “pozitif” bir puan sayılabilir.
Ancak gelin görün ki; bu “analiz”i yalanlayan başka “sonuç”lar da var…
Örneğin; Sucuoğlu’nun Lefkoşa’da en yüksek oyu alması, nasıl yorumlanmalıdır?
Bu; Ünal Üstel’e karşı, kendi parti tabanının bir “rest”i mi?
Yoksa; UBP seçmeni “mağdur”un yanında olmayı mı tercih etmiştir?
Kısacası; bu kurultay ile UBP, zaten düşüşte olan “imaj”ını bir kez daha çizmiştir.
Sanırım bu kurultay “Kime oy vermeyeceksiniz?” sorusunun yanıtının daha net olarak ortaya çıkmasına yaramıştır.
UBP’de hiçbir “yenilenme” hiçbir “arınma” yoktur.
Yeniden “Şaibeli vekil adaylarıyla” halkın karşısına çıkmayı deneyeceklerdir.
Eskiden UBP’nin kendi kurultayında “seçtiklerini” boykot eden üst akıl, acaba bu yeni durum karşısında UBP’ye nasıl bir yeni gömlek biçecektir?
Bekleyip göreceğiz.



