Serkan Hastürer

Bilgi insanın, insan da sistemin sigortasıdır…

 

Dünya, insan ölçeğine göre büyük, evrende ise küçük bir nokta.

Bilim insanları, dünyamızın yaklaşık 4.5 milyar yaşında olduğu kanısında.

Yazarken veya söylerken kolay olsa da,  geçen zamanı, bir an için düşündüğünüzde, bir varlığın, bu kadar süre, varlığını devam ettirebilmesi, sanırım denge ve gücünün ispatı.

Dünyayı, diğer canlı ve cansız varlıklarla paylaşıyoruz.

İnsan, dünya üzerinde yaşayan en gelişmiş canlı türü olarak kabul ediliyor.

Diğer canlı varlıklardan farklı olarak, ‘akıl’,  en fazla öne çıkan özelliğimiz.

***

İlginç bazı gerçeklikler ise, insanlığın dünya üzerindeki varlığı 5 ile 7 milyon yıl geriye dayanırken, filler, kargalar, koalalar, su aygırları, yarasalar, kanguru
vs.  gibi birçok hayvanın, dünya üzerindeki geçmişi, insanlıktan, çok  daha gerilere uzanıyor.

Bu da demek oluyor ki, bu hayvanlar, milyonlarca yıldır, meydana gelmiş onca felakete rağmen hayatta kalma becerisini gösterebilmiş.

Geçtiğimiz günlerde, kabuklu hayvanlar sınıfında olan Istakozlarla ilgili bir video ilgimi çekti.

Istakoz, kabuklular sınıfında olsa da, içindeki canlı varlık, yumuşak.

Yaşı ilerledikçe, yumuşak doku büyümeye devam ederken, kabuk büyümüyor.

Bir müddet sonra kabuk, büyümemeden dolayı, hayvan üzerinde baskı oluşturması yanında büyümenin de önünde engel olarak duruyor.

Tam da bu noktada, Istakoz,  büyümesinin önündeki engel olan kabuktan kurtulmak için, kendisine, av olmayacağı bir sığınak bulur ve kabuğundan kurtularak, kendisine büyüklüğüne yetecek, daha büyük bir kabuk yapar.

Bu süreç, Istakoz yetişkinliğe gelene kadar devam eder.

Süreçte, zorlayıcı unsur ise, kabuğun büyüme önünde oluşturduğu, baskı ve stres.

Istakozun, büyümek için, küçülen kabuğundan kurtulması bir zorunluluk.

Kabuğundan kurtulmasa, muhtemelen birçok anomali yaşayarak, kabuğun yarattığı baskı, hayatını idame ettirmesinin önünde engel olup, büyüyemeden yok olmasına sebep olurdu diye düşünüyorum.

***

Istakoz örneğini, insan, toplum ve ekonomik hayata benzettim.

Stres ve baskı, hızla gelişen dünyanın vazgeçilmez unsurları.

Önemli olan ise baskı altında alınacak doğru kararların önemi.

Ülkemizde, özellikle siyasi ağız, sürekli bir büyüme ve gelişimden bahseder.

Geçmişten, bugüne, sürekli bu vaatleri duyuyoruz.

Peki, gerçekten büyüyor muyuz? Yoksa farkında olmadan, küçülen kabuğumuzun içinde mi sıkıştık?

***

Ünlü Alman filozof Nietzsche’ye göre, dünyada iki türlü insan vardır; Bilmek isteyenler ve inanmak isteyenler.

Sanırım toplum olarak biz, bugüne kadar daha fazla, inanan tarafta olduk.

İnanarak geldiğimiz bugünkü noktanın,  bu zihniyetle, geleceği olmadığı ise toplumun geneli tarafından kabul edilen ortak görüş.

Mevcut sistem içindeki yanlışlıklar, sürekli eleştiriliyor.

Peki yanlış olan sistem mi?

Sistemin içindeki zihniyet mi?

***

Bütçe, istihdam, kamu borçları, özel sektörün yapısı, özelleştirme, serbest piyasa koşulları, kamu-özel işbirlikleri, ihaleler, ithalat- ihracat dengesi, para ve faiz politikası, finans sistemi, sermaye denetimi, direk ve dolaylı vergiler, kaynak yönetimi ve dahası. Hepsini tek tek tartışabiliriz.

Rakamları mı tartışalım, idari zihniyeti mi?

Örneğin, bunca yıl, kamuya aşırı istihdamı sistem mi yaptı? Siyaset mi? Ağırlaşan kamu yükü yüzünden yaşanan bütçe anomalileri ve devletin giderek halka hizmet edemez hale gelmesi, sistemin suçu mu? Kamunun ağır yükünün idamesi için, direk ve dolaylı, yüksek vergiler altında olmak, özel sektörün veya halkın suçu mu?

Örnekleri, sayfalarca çoğaltmak mümkün.

***

Ekonomik sistemimizi oluşturan tüm unsurların işleyişinde, karar verici özne insandır.

Dolayısı ile idari zihniyetten veya bilgi eksikliğinden kaynaklanan yanlışları, sisteme bağlı noksanlık veya problemler olarak göstermek, gerçeklikten, fazlası ile uzak bir yaklaşım olur.

***

Ekonomi, sosyal bir bilimdir. Rakamlardan önce insanı ele alır.

Gerek ülke, gerekse buna bağlı ekonomik yapının seviyesi ve sürdürülebilirliği, insan kaynaklarının, bilgi seviyesi ile paralel ilerler.

Bu noktada, toplum olarak, öncelikli sorgulamamız gereken, ne kadar bilgi toplumu olduğumuz ya da bilgiye verdiğimiz itibardır.

Dünyada gelişmişliğin birinci koşulunun, bilgi toplumu olmaktan geçtiğini unutmadan ve unutturmadan yolumuza devam etmemiz gerekir.

Aksi takdirde, iradeden de, kendine yetmeden, toplumsal kişilikten de,  gelecekten de bahsetmek, hayalcilikten  ve hayal satmaktan öte değildir.

***

Bilgi insanın, insan da, sistemin sigortasıdır.

Kabuğumuzun içinde sıkışmak istemiyor, büyüyüp ve gelişmek istiyorsak, sistemden önce,  kendimizi sorgulayarak başlamalıyız.

Bilgi ile değişmekten korkmayın.

Konumuz ekonomi olsa da, bugün hayvanlarla başladık, hayvanlarla bitirelim.

Bir kırlangıç baharı getirebilir…. Ama bazen vahşi doğada ağlayan bir sestir.

 

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu