Hasan Hastürer

Başaran’ın yaptığı, roman yazmaktan öte…

Bu aralar, duygusallığım zirve yaptı. Hayatım boyunca hep kolay ağladım. Halil Amcam vardı, 7-8 yaşlarımda, bana sulu gözlüden öte sulu muhallebi dediğini hiç unutmam. Çok ağlamıştım.

   Henüz 11 yaşımdayken, hayatımın en büyük travmasını, kendimi kaybederek ağlayarak yerleştirmiştim yüreğime.

   Pazartesi gün CTP Mağusa Milletvekili Teberrüken Uluçay, KIBRIS TV’de konuğumdu. Yukarıdan aşağıya, pislik içinde akan gündemin, yıpratıcı duygusal yorgunluğuyla, programı çok değişik duygularla açtım. Stoplarımın tutmadığını fark ettim. Yüreğimden ne geldiyse söyledim. Gerçek anlamda ağlamanın eşiğinden döndüm.

***

Yüzölçümü olarak küçük, nüfus olarak az bir yerde yaşıyoruz. Bunun güzel yanları kadar, hüznü tetikleyen yanları da var.

   Üç Kıbrıslı buluştuğu zaman, “Napan… Napayım… Napsın” muhabbeti ünlüdür.

   Bir de şu yanımız var biz Kıbrıslıların.

   Karşılaştığımıza önce, nereli, ya da ne taraftan olduğunu sorarız. Verilen yanıt bizi tatmin etmez.

   Devamında, “Kimlerdensin?” sorusu gelir.

   Karşımızdaki kimlerden olduğunu anlatırken, ille de bir ucundan tanıdık bulmak isteriz.

   Hatta bir miktar yakınlık varsa, akraba çıkmak için canımızı yeriz.

***

Başaran Düzgün, kardeşimin önceki  akşam ikinci romanı Pembe Boyalı Oda’nın, Işık Kitapevinde, tanıtım ve imza etkinliği vardı.

   Laf ola, Başaran incinmesin diye değil, canı gönülden, toplumsal bir dayanışma nöbeti tutmak için orada olmam gerektiğine, etkinliğin tarih ve saatini öğrendiğim anda karar verdim.

Dün akşam da en büyük torunum Lara’yı da yanıma alarak gittim.

Arabayı Girne kapısından içeri sürdüm. Girne Caddesinde ilerleyip tarihi eski polis genel müdürlüğü sokağına döndüm, Samanbahça evlerinin Güney tarafında bir yer bulup arabayı park ettim.

   Etkinlik en üst kattaydı. Eski Maliye ve Ekonomik Bakanı Onur Borman’la ağır ağır merdivenlerden çıktık.

   Onur Borman, eşi Nazif Borman, Kıbrıs Türk siyasal yaşamından bir küçük leke bırakmadılar. Aldıkları görevleri, hak ettikleri için aldılar ve başarıyla tamamladılar. Siyasetten, servet bir yana zengin olmadılar.

***

Etkinliğin olduğu salona ulaştığımda çok duygulandım. Salon dolmuş, bazıları balkondan izliyordu, konuşmaları. Masada, Başaran Düzgün, Nurper Moreket ve Ahmet Okan.

Bir göz attım. Orada bulunan hemen hemen herkesin, Kıbrıs Türk Halkı’nın itibarına katkı koyma çabası vardı.

Çoğu Başaran Düzgün’ün ilk romanı Öksüz Atlar Ülkesi’nde romanını okumuştu. Hatta bazıları Pembe Boyalı Oda romanını da okuyarak gelmişti.

Ahmet Okan, romanın toplumsal yaşanmışlıkla bağlarına da dokundu. Anladım ki, romanın editörü Nurper Moreket, Başaran Düzgün’ün yazma yolculuğunda yoldaşı oldu.

***

   Romanı okuyanlardan yaşı uygun olanlar, romana, tarih kitabı demesek de roman üslubunda tarihin kayıt altına alınması yüklemesini de yaptı.

   Mücahitlerin 30 KL değil 6 KL aldığını aktaranlar bir anda 50 kusur seneye gitti.

   Orada olanlara, tek tek odaklandım. Pek çoğu ile hatıram var. Her odaklanmamda duygulandım.

   Kuyruğa girdim… Sıra bana geldi. Başaran arkadaşımda kucaklaşmanın ötesinde sarıldık. “Sevgili Hasan Hastürer, kardeşim, özgür ve mutlu bir ülke için” yazıp Başaran diye imzaladı. Roman yazmaktan öteydi, yaptığı…

                                                                              ***

   İki romanı için harcadığı zamanı, aklı – fikri parada olanların yanında anlatsa, onların aklından ne geçecek? “Bu kadar zaman, bu kadar emek harcadı. Kaç para kazandı ya da kazanacak?”

   Zenginlikle, kültüre evrim uyumlu olmazsa, her şeyi parayla ölçen yüzsüzler, görgüsüzler, hadsizler çoğalır.

***

Başaran Düzgün kardeşimi bir kez daha kutlarım. Başaran, Kıbrıs sevdalısı herkesin evinde olması gereken bir kitabı bizlere armağan etti. Armağan ederken de ne dedi?

   “Kültürel ve sosyal kodlarına acıklı aşk hikayeleri nakşedilen, her santimetre karesi acıyla parsellenmiş, acıyla var olup direnmeye çalışan bir memleketin yazgısıdır bu roman.  Kan ve ölümle sınanan ve savrulan hayatların, her defasında kendi küllerinden doğmaya çalışması, farklı coğrafyalarda yeniden tutunma ve kök salma uğraşı. Aşk ile çoğalma gailesi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu