Milli Duyguların İstismarı Ucuz Bir Strateji…

Her seçim dönemi, toplumun temel reflekslerinin tetiklendiği, duyguların akılla yer değiştirdiği bir süreçtir. Sözde milli siyasetin hâkim olduğu ülkelerde bu dönemler, özellikle “milli değerler”, “vatan sevgisi”, “bayrak”, “dış tehdit”, “düşman” gibi kavramların sürekli öne çıkarıldığı zamanlardır. Ancak asıl sorgulanması gereken şu olmalı: Bu söylemlerin arkasında gerçekten milletin menfaati mi var, yoksa belli bir kesimin iktidarını koruma ve çıkarlarını sürdürme arzusu mu?
Bugün sağ partiler tarafından yüksek sesle dile getirilen “milli görüş”, “vatanın bekası” gibi söylemler, ne yazık ki halkın temiz duygularını istismar etmenin en etkili yolu haline gelmiş durumda. Seçim meydanlarında ezberlenmiş sloganlar ve coşkulu ama içi boş nutuklarla şekillenen bu propaganda dili, vatandaşın temel yaşam sorunlarının üzerini örtüyor. Enflasyonun boğduğu, işsizliğin pençesindeki, gençlerinin gelecek kaygısıyla göç ettiği bir ülkede hâlâ “dış düşman” algısıyla oy toplamak, siyasetin iflas ettiğini açıkça gösteriyor.
Gerçek Sorunlar, Gerçek Çözümler Gerektirir
Sağ iktidarlar, kendi iç politikadaki başarısızlıklarını gizlemek için dış tehdit söylemini canlı tutmak zorundadır. Çünkü ekonomide yıkım, adalette çöküş, eğitimde gerileme ve kamu yönetiminde yozlaşma gün gibi ortadadır. Bu tabloyu gizlemenin en kolay yolu ise, “birlik zamanı”, “milli mücadele ruhu”, “biz ve onlar” gibi kutuplaştırıcı bir dil kullanmaktır.
Ne yazık ki seçmenin önemli bir kısmı bu retoriğe teslim oluyor. “Bizi temsil edecek adam mı bu?” diyerek sorguladığı kişilere, “Ama milli görüş önemli” diyerek yeniden oy verebiliyor. Oysa bu çelişkili tavır, sadece bugünü değil, geleceği de ipotek altına alıyor. Halkın vergileriyle oluşturulan kaynaklar şeffaf olmayan biçimlerde harcanıyor, rant ve yolsuzluklar ülkenin her kademesinde sistematik hale geliyor. Ve bütün bunlar, ‘milli değerleri savunuyoruz’ perdesiyle gizleniyor.
Toplumsal Vicdanın Sessizliği
En üzücü olan ise, bu tabloya karşı yeterli toplumsal refleksin oluşmaması. Vicdan, adalet, eşitlik ve hukuk gibi kavramlar, ne yazık ki seçim kampanyalarında karşılık bulamıyor. Siyasal sadakat, bireysel aklın ve kolektif geleceğin önüne geçiyor. Oysa bir ülkede sadece bayrak sallamakla, sadece düşman yaratmakla milli olunmaz. Asıl milli duruş; halkın refahını, adil bir düzeni, barışı ve özgürlüğü savunmakla olur.
Gerçek Barış, Gerçek Çözüm
Umut etmekten başka çaremiz yok elbette. Umudumuz, artık hamasetle değil; akılla, hukukla, müzakereyle, adaletle konuşan bir siyasi kültürün hâkim olmasıdır. İnsan onuruna yakışır bir yaşamın sağlandığı, uluslararası hukuka saygılı, karşılıklı kabul ve siyasal eşitlik temelinde şekillenecek federal bir barış yapısının kurulması, sadece belli bir kesimin değil, hepimizin çıkarınadır.
