Derviş Doğan

Temsil Krizi ve Kıbrıs’ın Geleceği

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bir süredir yaşanan siyasi gelişmeler, yalnızca iç siyasetle sınırlı değil; aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının uluslararası alandaki temsil gücünü de doğrudan etkiliyor. UBP-DP-YDP koalisyonunun, Meclis çoğunluğunu kullanarak aldığı son kararlar, demokratik meşruiyet açısından ciddi soru işaretleri doğurmakla kalmıyor, aynı zamanda halkın doğrudan seçtiği Cumhurbaşkanının yetkilerine de açıkça müdahale anlamı taşıyor.

 

Koalisyonun, iki devletli çözüm modeli dışında hiçbir alternatifin müzakere edilemeyeceğini karara bağlaması ve hatta görüşmeleri yürüten Cumhurbaşkanının yetkilerini sınırlandırmaktan söz etmesi, sadece siyasi bir müdahale değil, aynı zamanda halkın iradesine yönelik bir gasp girişimidir.

 

Oysa bu ülkenin siyasi geleneğinde, Kıbrıs müzakerelerinde toplumun iradesini temsil eden makam, Cumhurbaşkanlığıdır. Dahası, bu yetki herhangi bir yasayla verilmiş değil, halkın doğrudan sandıkta verdiği bir görevdir. Seçimle gelen, halkın açık onayıyla o göreve layık görülen bir liderin müzakereci olarak meşruiyetini tartışmaya açmak, sadece hukuk dışı değil; demokratik teamüllere de aykırıdır.

 

Birleşmiş Milletler gözetiminde yürütülen müzakere sürecinde, Kıbrıslı Türklerin eşit statüdeki temsilcisi olarak toplum lideri sıfatı, bugüne dek hep seçimle gelen Cumhurbaşkanlarına verilmiştir. Bu gelenek, yalnızca iç hukuk açısından değil, uluslararası meşruiyet açısından da temel bir ilkedir. Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran partiler, kendi tabanlarını temsil ediyor olabilir; ancak bu, halkın tümünü temsil ettikleri anlamına gelmez.

 

Bu nedenle, hükümetin “yangından mal kaçırır gibi” aldığı kararlarla Kıbrıs sorununda farklı görüşlerin tartışılmasını engellemeye çalışması, hem halkın demokratik tercihine karşı işlenmiş bir suçtur hem de Kıbrıslı Türklerin uluslararası zemindeki meşru temsilini zayıflatma riskini taşımaktadır.

 

Kıbrıs sorunu, herhangi bir siyasi partinin tekelinde değildir. Bu, tüm halkı ilgilendiren tarihsel bir mesele ve uluslararası boyutu olan bir davadır. Farklı çözüm modelleri arasında tercihi belirleyecek olan, ideolojik takıntılar ya da merkeziyetçi talimatlar değil, halkın kendisidir.

 

Unutulmamalıdır ki temsil, sadece sayı ile değil, meşruiyetle olur. Ve bu meşruiyetin kaynağı da sandıktır. Meclis aritmetiği üzerinden halkın doğrudan seçtiği bir temsilcinin yetkisini budamaya kalkmak, temsil krizini daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramaz.

 

Bugün Kıbrıs Türk halkının önünde duran esas mesele, temsil hakkının korunması, demokratik iradenin çiğnenmesine karşı durulması ve çözüm yolundaki her türlü alternatifin tartışılabileceği özgür bir siyasal iklimin sağlanmasıdır.

 

Çünkü demokrasi, sadece çoğunluğun değil; aynı zamanda farklı fikirlerin de var olabildiği bir rejimdir. Ve eğer bir halk çözüm istiyorsa, o çözümün yolunu tıkayan değil, açan bir temsil yapısına ihtiyaç vardır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu