Adı Konmamış Konfederasyon mu, Evrilen Federasyon mu

Son dönemde Tufan Hoca’nın söylemleri, birçok çevrede “adı konmamış bir konfederasyon” çağrışımı yaratmaya başladı. Bu söylem, Türkiye’deki mevcut siyasal iklimle ters düşmemek adına dikkatle kurgulanmış bir denge arayışı gibi görünüyor. Ancak Kıbrıs sorununun özüne indiğimizde, adanın iki tarafı için de asıl mesele, tarafların kabul edebileceği ve uluslararası hukuka uygun bir çözüm modelinin bulunmasıdır.
Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğu konfederasyon fikrine kategorik olarak karşı değildir. Hatta birçokları için, bağımsızlık ve öz yönetim duygusunu koruduğu için cazip bir seçenek olabilir. Fakat uluslararası hukuk açısından konfederasyonun işlerlik kazanabilmesi için KKTC’nin kısa süreli de olsa tanınması gerekir. Bu ise, mevcut uluslararası dengeler ve özellikle Birleşmiş Milletler kararları dikkate alındığında, oldukça zayıf bir olasılıktır.
Buna karşın federasyon modeli, teorik olarak hâlâ en uygulanabilir seçenek olarak öne çıkıyor. Çünkü federasyon, uluslararası alanda tanınmış ve Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin evrilmesiyle mümkün olabilir. Eğer AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti, adanın kuzeyiyle ortak bir siyasal yapı kuracaksa, bu yeni yapının parçası olacak oluşumun da AB hukuk sistemine uyum sağlaması ve üyelik sürecini tamamlaması gerekecektir. Bu da bizi yeniden, BM parametrelerinde yer alan iki toplumlu, iki bölgeli federasyon modeline getiriyor.
Unutulmamalıdır ki Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlüğü, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunu düzenleyen Garanti ve İttifak Antlaşmaları’na dayanır. Aynı şekilde, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği vatandaşlığı ve buna bağlı hakları da, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’ndan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bugün talep edilmesi gereken şey, Kıbrıs Cumhuriyeti içindeki kurucu ortaklık haklarımızın yeniden teslimidir. Bu ise ancak yeni bir anayasa düzenlemesiyle, yani mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kendini iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyona dönüştürmesiyle mümkündür.
İki ayrı devlet modelini savunmak, ilk bakışta cazip bir “eşitlik” anlayışı gibi görünebilir. Ancak bu yaklaşım, hem garantörlük antlaşmalarındaki dengeleri hem de Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti içindeki kurucu haklarını zayıflatmaktadır. Gerçekçi olan, uluslararası hukuk zemininde mümkün olandır — ve bu zemin, hâlâ federasyon modelini işaret etmektedir.
Sonuç olarak; adadaki statükoyu değiştirecek, iki tarafın da onurunu ve kimliğini koruyacak bir çözüm aranıyorsa, bu ancak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yeni bir anayasal yapılanma süreciyle, AB çatısı altında, iki toplumun eşitliğini güvence altına alan bir federasyona dönüşmesi ile mümkündür.
Kıbrıs’ın geleceği, tanınmayan devletlerin değil, tanınan bir ortaklığın inşasında yatıyor.
