Kıbrıs’ta Gerçeklerle Yüzleşme Zamanı…

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın son günlerde enerji projeleri ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamalar, Kıbrıs meselesinin özüne dair yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Erhürman’ın özellikle Great Sea Interconnector projesine yönelik itirazlarını hatırlatması, yalnızca teknik bir enerji tartışması değil, adadaki egemenlik ve ortaklık hakları bakımından da son derece anlamlı bir siyasi duruştur.
Erhürman’ın vurguladığı gibi, Kıbrıslı Türkler 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki eşit kurucu ortağıdır. Bu statü, sadece tarihsel bir hatırlatma değil; bugün hâlâ geçerliliğini koruyan bir uluslararası gerçekliktir. Dolayısıyla enerji, deniz yetki alanları ve egemenlik gibi konularda Kıbrıs Türk tarafının iradesi olmaksızın atılacak her adım, ortaklık hukukuna aykırı olduğu kadar gelecekteki bir çözümün de zeminini zayıflatmaktadır.
Burada ortaya çıkan çıplak gerçek şudur:
Yıllardır dillendirilen “iki devletli çözüm” söylemi, içi boş bir politik argümandan öteye geçememektedir. Zira ne uluslararası hukukta, ne de fiili zeminde bu yaklaşımı destekleyecek bir dayanak mevcuttur. Bu politika, içerikten yoksun bir slogan olmanın ötesine taşınmadığı sürece, Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını korumaya da hizmet etmez.
Kıbrıs’ta hâlâ adı konmamış bir çözüm ihtiyacı vardır. Ancak bu çözüm, iki ayrı devlet temelinde değil; iki eşit siyasi egemenlik esasına dayanmalıdır. Yani, her iki toplumun kendi iç yönetimlerinde geniş yetkilere sahip olduğu, ancak uluslararası temsiliyeti tek çatı altında yürütülen yeni bir model…
Yetki alanı genişletilmiş iki parça devlet, ama uluslararası düzeyde tek ve ortak bir temsiliyet.
Belki de artık Kıbrıs’ta “ayrılığın” değil, “eşitliğin” diliyle konuşmanın zamanı gelmiştir. Çünkü eşit egemenlikten doğacak ortaklık, hem adadaki barışın hem de Doğu Akdeniz’deki istikrarın anahtarıdır.
