Mağusa Kale içinde zahmetsiz nabız tutmak…

Dün öğle saatlerinde Mağus Kale içinde yaklaşık iki saat geçirdim.
Kale içinde yönelmeden Maraş’ın yerleşime açık bölümünde arabayla bir tur attım.
Açık Maraş’la Kapalı Maraş’ı ayıran teller, pas tutmuş. Çok fazla askeri bölge uyarı levhası da yok.
Teller içi ve dışı, çok farklı…
Kapalı Maraş tarafında 51 yıllık tahribat… Savaş izi dendi mi, kurşun izleri akla gelir. Kapalı Maraş’tan yansıyan yağma, ganimet izleri.
Kapalı Maraş’la ilgili görüşlerim nettir.
Bu yazımın konu önceliği değil ama “Kapalı Maraş böyle kalmasın” söylediklerimi ve söyleyeceklerimi anlatmaya yeter.
***
Kale içinde girdiğim zaman saatim 12.15 gibiydi.
Geçmişle kıyasladığım zaman çok sakin bir kale içiyle yüzleştim.
Sokaklar temiz mi, temiz…
Namık Kemal Meydanı’na doğru ilerlerken, en son gözlemime göre daha fazla eski evin, eli yüzü düzgün hale getirilip, turistik tesis halini aldığını fark ettim.
Peki sokaklarda turist var mıydı?
Buğday Camii önündeki oto parka ulaşana kadar 20 turist görmedim.
365 gün turizmin olabileceği bir kentte, bahardan kalma bir günde ne kadar az turist.
Mağusa Kale içi turizm açısından bir hazine. Ancak değerlendiremediğimiz kesin. Kimse laf kalabalığı yapmasın, Mağusa Kale içinde dünkü gözlemim, çok şey anlatıyordu.
***
Arabayı park edip meydana doğru yürürken, beş Kıbrıslı Türkün, kahve içip sohbet ettiklerini gördüm.
Selamlaşıp Kaleci Mustafa’nın iş yerine yürüyecektim, “Gel otur Hasan Bey, sohbete katıl” dediler.
Amaçlarımdan biri nabız tutmaktı.
Bire bir tanımasam da sıcak davete seve seve “Evet” dedim.
Kuzey Kıbrıs’ın neresine giderseniz gidin, ilk soru, “Ne olacak halimiz, bu durum hep böyle mi devam edecek?” sorusudur.
Masaya oturur oturmaz, bu soruya muhatap oldum.
Masada oturanların üçü UBP’li olduğunu söyledi, öteki ikisi de “UBP değiliz” demedi.
Net söyleyim, kimse halinden memnun değil.
Çarşının bir sokağında iki saate yakın vakit geçirdim.
Herhangi bir işyerine bir müşterinin girip çıktığını görmedim. Esnafın sabit giderlerini nasıl karşıladığını sormaktan çekindim.

***
UBP açısından ciddi bir sorunu, dün çok iyi gördüm ve de anladım.
Hem ilk oturduğum sohbet masasında hem de sonrasında konuştuğum UBP’liler neredeyse göğüslerini gere gere UBP’li olduklarını söylüyor… Ancak tümünün UBP’liliği babadan hatta deden gelme, siyasi bir miras.
Eskiden, genç sayılacak UBP’lilerle konuşurken, Derviş Abi, Mehmet Abi, İrsen Abi gibi ailevi nitelemelerle konuştuklarını duyardık.
Şimdi hiç yok.
***

UBP’liler parti bağlarını koruyor ama parti yönetimini, ayırımsız sahiplenmiyor.
Dikkatimi çekti, parti için muhalefeti de pek ayırmıyorlar.
Parti yönetimi ve Başbakan Üstel’e tepki koyup, öne çıkmaya çalışanlara, dünkü gözlemlerimde pek destek görmedim.
Mağusa, Lefkoşa’dan uzak ama UBP’nin her zaman güçlü olduğu bir kent.
Samimi bir sohbet, kısa sürede fikir sahibi olmaya yeter de artar bile.
Ayrılırken bir arkadaş yanıma gelip şunları söyledi: “UBP’de temel mesele parti yönetimi ile örgütlerin bağı zayıfladı. Parti içi seçimde bile, bize gelip, “Türkiye beni ister” diyenler var. Bir şey demek istemem ama, madem önemli olan Türkiye’nin kimi istediğidir, bize ne gelirler.”
Bu konuda sohbet akışı içinde, “Son seçimlerden sonra Türkiye kolay kolay karışmaz” diyeni de not ettim.
***
Sadece UBP değil, tüm partiler durum tespiti için sokağa çıkmalıdır. Sokağa konuşmak için değil, önce dinlemek için çıkacaklar…




