Derviş Doğan

Hiçbir Şey Olmamış Gibi…

Bir ülkede yolsuzluk iddiaları tekil olabilir. Bir bürokrat hata yapabilir, bir siyasetçi yanlış bir tercihte bulunabilir. Ancak yaşananlar zincirleme bir şekilde devletin en üst kademelerine kadar uzanıyorsa, ortada artık “münferit olaylar” değil, sistematik bir çürüme vardır.

Bugün tam da bununla karşı karşıyayız.

Başbakanlık Müsteşarı, Merkezi İhale Komisyonu Başkanı ve İskan Komitesi Başkanı hakkında yolsuzluk iddiaları ve yargı süreçleri başlamış durumda. Bununla da kalmadı; UBP İskele Milletvekili ile UBP Girne Kadın Kolları Eski Başkanı’nın sahte diploma dosyaları kamuoyunun gündemine düştü. Ardından Meclis Başkanı’nın sahte diploma ile bağlantılı usulsüz vatandaşlık iddiaları…

Bu tablo karşısında beklenen neydi?

En azından siyasi sorumluluk.

En azından kamuoyuna karşı açık, net ve samimi bir duruş.

Ama neyle karşılaştık?

Hiçbir şey olmamış gibi davranan bir Başbakan ile.

Yetmedi; şimdi de kamuoyunda “herkes kirli, ben temizim” algısı yaratmak için, üst düzey bazı bürokratların görevden alındığını görüyoruz. Oysa bu hamleler, ne yaşananları örtmeye yeter ne de sorumluluğu ortadan kaldırır. Çünkü sorun kişiler değil, bizzat bu düzenin kendisidir.

Devlet kurumlarının denetimsiz bırakıldığı, siyasi sadakatin liyakatin önüne geçtiği, hesap vermenin ise tamamen ortadan kalktığı bir yapıdan söz ediyoruz. Bu yapı, hükümet eliyle oluşturulmuş ve büyütülmüştür. Dolayısıyla yaşananlar bir yönetim krizinden öte, Cumhuriyet tarihinin en ağır siyasi skandallarından biridir.

Ve bu skandalın siyasi sorumluları bellidir.

En başta da Başbakan Sayın Ünal Üstel bulunmaktadır.

Bu sorumluluktan kaçamaz, gizlenemez.

Demokrasilerde kural nettir:

Güç kullanan hesap verir.

Yetki alan sorumluluk taşır.

Bugün yapılması gereken de son derece açıktır. Bu hükümet derhal istifa etmeli, erken seçimin önü açılmalı ve halkın iradesine başvurulmalıdır. Çünkü meşruiyet, ancak temiz siyasetle ve şeffaf yönetimle ayakta kalır.

Cumhuriyetçi Türk Partisi olarak biz, bu sorumluluktan kaçmıyoruz. Pazartesi günü erken seçim önerimizi Meclis’e sunacağız. Ancak bu sadece muhalefetin değil, iktidara mensup milletvekillerinin de sınavıdır.

İktidar sıralarında oturan herkes şunu sormalıdır kendine:

Bu çürümüş yapının parçası mı olacağız, yoksa halkın tarafında mı duracağız?

Sorumluluktan kaçmak, sessiz kalmak ya da her şeyi normalleştirmek artık bir seçenek değildir. Halkın karşısındaki en temel yükümlülük, gerçeğin ve temiz siyasetin yanında durmaktır.

Demokrasi; susarak, görmezden gelerek ya da üstünü örterek değil; hesap vererek, şeffaf olarak ve sorumluluk alarak ayakta kalır.

Bugün bu ülkenin ihtiyacı da tam olarak budur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu