Sorun Kişiler Değil, Düzenin Kendisi

Kuzey Kıbrıs’ta bugün yaşananları artık “münferit olaylar” diye açıklamak mümkün değil. Bir ülkede hukuk istisna, çürüme ise kural haline gelmişse; sorun birkaç isimde değil, o isimleri mümkün kılan düzendedir. Rüşvet, peşkeş, kara para, sahtekârlık ve sahte diploma iddiaları yan yana dizilmiş başlıklar değil, birbirini besleyen tek bir yapının parçalarıdır.
Son dönemde yeniden gündeme gelen sahte diploma soruşturması ve bu kapsamda adı anılan Meclis Başkanı’nın “Kirli olan ben değilim” savunması, aslında daha büyük bir sorunun aynasıdır. Çünkü toplumun ikna olmadığı nokta, bu cümlenin doğru olup olmaması değildir. Asıl mesele, bu ülkede kirliliğin kişisel savunmalarla geçiştirilebilecek bir noktayı çoktan aşmış olmasıdır.
Bir Meclis Başkanı’nın sürekli kendini savunmak zorunda kaldığı, bir hükümetin kendi dönemi boyunca sayısız skandalla anıldığı bir ülkede, kimse “temizlikten” söz edemez. UBP–DP–YDP hükümeti döneminde ortaya saçılan iddialar, artık tesadüflerle açıklanamayacak kadar fazladır. Bu tablo, siyasi sorumluluğun ortadan kalktığı, hesap vermenin ise gereksiz görüldüğü bir düzenin ürünüdür.
Burada temel sorun şudur: İddialar karşısında refleks, gerçeği ortaya çıkarmak değil; hasarı sınırlamak, zaman kazanmak ve kişileri korumaktır. Dokunulmazlıklar, siyasi sadakat ve koltuk hesapları, hukukun önüne geçmiştir. Böyle bir ortamda suç bireysel olmaktan çıkar, kurumsallaşır. Sessizlik de suça ortaklığa dönüşür.
Toplumun öfkesi tam da buradan kaynaklanmaktadır. Halk artık açıklama dinlemek istemiyor. Mazeretler, basın açıklamaları ve “yargıya güvenin” çağrıları, yargının gerçekten bağımsız işlemediği bir düzende karşılık bulmuyor. İnsanlar hesap sorulmasını, şeffaflığı ve herkes için işleyen gerçek bir hukuku talep ediyor.
Unutulmamalıdır ki kirlilik sadece kirli işleri yapanlarla sınırlı değildir. Onlara göz yumanlar, sessiz kalanlar, “şimdi sırası mı” diyenler de bu düzenin parçasıdır. Bir ülkede adaletin terazisi sürekli güçlüden yana eğiliyorsa, o terazinin artık ölçme yeteneği kalmamıştır.
Kuzey Kıbrıs’ın ihtiyacı olan şey yeni savunmalar değil, gerçek bir yüzleşmedir. Kişileri değil sistemi sorgulayan, dokunulmazlıkları değil hukuku esas alan bir anlayış olmadan bu çürüme durmaz. Aksi halde bugün konuşulan sahte diplomalar, yarın başka bir skandalın sadece önsözü olur.
Ve halk, her seferinde biraz daha yoksullaşarak, biraz daha umutsuzlaşarak bu bedeli ödemeye devam eder.
