UBP DP YDP Hükümetinin Meşruiyet Zırhı CTP

Son günlerde Meclis kürsüsünden yükselen tartışmalara bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Gerçekten neyi tartışıyoruz? Ulusal Birlik Partisi (UBP), Demokrat Parti (DP) ve Yeniden Doğuş Partisi (YDP) hükümetinin temsilcileri, muhalefeti “iç tüzüğü ihlal etmekle” suçluyor. Sanki memleket güllük gülistanlıkmış da tek mesele Meclis İçtüzüğü’nün hangi maddesinin kaçıncı fıkrasının çiğnendiğiymiş gibi.
Vay be! Tüzük ha!
Hiç olmadığı kadar kirlenmiş bir ülke, başbakan dahil birçok bakanın milletvekilinin ve bürokratın yolsuzluk iddiaları ile anıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Bu ülkede ekonomi alarm veriyor, gençler umudunu yitiriyor, kurumlara güven dibe vurmuş; ama biz hâlâ “mecliscilik” oynuyoruz. Kâğıt üzerindeki kuralları, siyasetin gerçekliğinden kopararak bir meşruiyet zırhına dönüştürmeye çalışıyoruz. Oysa herkes biliyor ki mesele teknik değil, siyasidir. Mesele bir oylamanın usulü değil, o oylamanın temsil ettiği iradedir.
Hükümet partileri muhalefeti “kurallara uymamakla” eleştiriyor. Peki ya siyaset kurumunun ruhuna uymak? Toplumsal meşruiyeti gözetmek? Sandıkta ortaya çıkan tabloyu, Meclis aritmetiğiyle zorlayarak ayakta tutulan bir yapı üzerinden sürdürmek ne kadar “tüzüğe uygun” olursa olsun, ne kadar meşrudur?
Asıl tartışmamız gereken budur.
Bugün Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Meclis’te kalmaya devam ettiği sürece, ister istemez bu düzenin bir parçası olarak görülüyor. Muhalefet sıralarında oturmak, her konuşmada sert eleştiriler yapmak elbette önemlidir. Ancak Meclis’in kendisinin tartışmalı bir meşruiyet zemininde durduğu algısı güçlenmişse, orada kalmak fiilen o zemini güçlendirmek anlamına da gelebilir.
İşte kritik soru burada düğümleniyor: Muhalefet, hükümeti yalnızca sözle mi sıkıştıracak, yoksa siyasal zemini kökten sarsacak bir hamle mi yapacak?
“Meclis’i terk etmek” radikal bir adımdır. Risklidir. Eleştirilir. Ama bazen siyaset, konfor alanında kalınarak değil, o alan terk edilerek yapılır. Sokak, yalnızca bir mekân değil; toplumsal itirazın, kolektif vicdanın ve gerçek meşruiyet arayışının sembolüdür. Eğer muhalefet gerçekten bu hükümetin meşruiyetinin sorunlu olduğunu düşünüyorsa, o zaman bunu sadece kürsüden dile getirmek yetmeyebilir.
Elbette mesele basit bir “içeri mi, dışarı mı?” tercihi değildir. Mesele, muhalefetin kendi varlık nedenini nasıl tanımladığıdır. Eğer amaç, mevcut düzen içinde denge unsuru olmaksa Meclis’te kalmak makuldür. Ama amaç, düzenin kendisini sorgulamak ve değiştirmekse, o zaman siyaset yalnızca İçtüzük maddeleri arasında yapılamaz.
Bu ülkeyi içine sürüklendiği çukurdan çıkaracak olan şey, teknik tartışmalar değil; güçlü bir toplumsal irade ve cesur bir siyasal duruştur. İçtüzük elbette önemlidir. Kurallar demokrasinin teminatıdır. Ama kurallar, meşruiyet krizini gizlemek için kullanılan bir perdeye dönüşüyorsa, o zaman o perdeyi aralamak gerekir.
Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla “mecliscilik” değil, daha fazla siyaset. Daha fazla cesaret. Daha fazla hakikat.
Ve belki de en önemlisi: Gerçek meşruiyetin nerede başladığını yeniden hatırlamak.
