Suskun toplumlar, hadsizlerin cennetidir…

Eski baş müzakereci, Tarım ve Orman Eski Bakanı, uluslararası kuruluşlarda çok önemli görevlerde bulunan Raşit Pertev Cuma günü KIBRIS TV’de konuğumdu.
Torpilin, dayının söz konusu olmadığı Birleşmiş Milletler Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu’nda (IFAD), Genel Sekreterlik Dünya Bankası’nı temsilen bazı Afrika ülkelerinde Ülke Temsilciliği ve Tarım ve Kırsal Kalkınma müdürlükleri görevlerinde bulundu. Raşit Pertev’in daha başka uluslararası görevleri var.
Raşit Pertev’le liyakatı ve saygıyı, sevgiyi hak edişi de konuştuk.
Ve tabii yaşadığımız bu topraklarda insanların haddini ne kadar bildiğini de irdeledik.
***
Toplumsal yaşam örgü olarak tanımlanabilir. Toplumsal örgünün ya da nakışın karmaşıklığı içinde hadlerin sınırı gibi örgüler var. Örgünün en ince hatları, aslında haddin sınırlarında örülüdür. Her bireyin bir diğerine karşı gözetmesi gereken görünmez bir mesafe, bir saygı çizgisi, bir vicdan payı vardır ya da var olmalıdır.
O çizgi aşılmadığı sürece düzen sürer, hayat akar, insanlar başını yastığı huzurla koyup, fazla muhasebe yapmadan uyur. Ama çizgi silinir, bulanık hâle getirilir ya da bilerek görmezden gelinirse ne olur?
Hadsizlik bir virüs gibi yayılır; bulaştığı yerde ahlak, en genel anlamda olgunluk ve adalet geri vites atar.
***
Kuzey Kıbrıs’ta had bildirmek kolay mı?
Bugün yaşadığımız urup avuçluk Kıbrıs’ta, had bildirmenin çoğu zaman kavga olarak algılandığını görüyoruz. Oysa mesele kavga değil; mesele hakkı, hukuku, emeği ve insan onurunu korumaktır. Haddin bildirildiği yerde ölçü oluşur, ölçünün olduğu yerde düzen, düzenin olduğu yerde de saygınlık boy atar.
Yıllardır, genelde “aman kırılmasın”, “aman yanlış anlaşılmayım”, “aman olay çıkmasın” diyerek sustukça, sesimizi kısmakla erdemli olunacağı sanıldı.. Sananlar yanıldı…. Yanılırken de hadsizlere cesaret verildi.
***
Herkes kulağına küpe yapsın, duvar yazısı yapıp güzünün önüne assın.
Suskun toplumlar, hadsizlerin cennetidir. Çünkü sessizlik, suskunluk, yanlış yapanın kulağına cesaret fısıldar. Hadsizlik küçük bir usulsüzlükle başlar; laf sokmakla, değersizleştirmekle, hak gaspıyla büyür. En sonunda da toplumun ortak değerlerine, kurumlarına, hatta devlet aklına göz dikecek kadar pervasızlaşır.
“Ben yaparım, kimse de bir şey diyemez” özgüveniyle gezer had bilmezler. Onlara bu cesareti veren de, aslında kendi içimizde büyüttüğümüz korkak nezaketimizdir.
***
Çeşitli vesilelerle altını çizdim…
Ahlakı olmayan cesaret, kabalıktır.
Haddi olmayan güç, zorbalıktır.
Muhakemesi olmayan özgürlük de sorumsuzluğun ta kendisidir.
Toplum olarak zaman zaman bu üçüne birden teslim olup ses çıkarmadık. Göz göre göre bozulan ilişkileri, hoyratlaşan dili, toplumun sinir uçlarını kemiren kabalığı normalleştirdik. Hadsizliği, “devir böyle” diyerek mazur gösterdik. Halbuki devir dediğimiz, aslında insanların birbirine neler layık gördüğüdür.
***
Şunu artık açıkça söylemenin zamanı geldi:
Bir toplumda kişisel haddin olduğu yer, o kişinin karakterinin aynasıdır. Bir kişi haddini bilmiyorsa, orada sadece onun değil, onu sınırlandırmayanların da sorumluluğu vardır. Hadsizler, ancak hadleri hatırlatıldığında geri çekilir; aksi hâlde önlerine çıkan her boşluğu kendilerine hak sayarlar.
Peki nasıl hatırlatılır bu had?
Kabalıkla değil…
Öfkeyle değil…
Şiddetle hiç değil…
Doğruyu söyleyerek, yanlışa direnerek, bireyin değil toplumun tarafında durarak hatırlatılır. Haksızlığa karşı tek bir cümlenin bile, bazen büyük bir düzeni geri çağırma gücü vardır. Yeter ki o cümleyi kuracak cesareti taşıyalım. Çünkü had bildirmek, cezalandırmak değil; dengeyi korumaktır.
Hadsizliğin büyümesi, hadsizlerin suçundan çok, haddini bilenlerin suskunluğunun sonucudur. Ses çıkarmazsak, yarın bize ait olan alanı başkaları işgal edecek. Onun için bazen en büyük erdem, en doğru yerde “dur” diyebilmektir. Çünkü haddin bittiği yerde toplum çözülür, sesimizin doğru zamanda, doğru yerde çıktığı yerde ise, yeniden toparlanma başlar.
***
Herkese mutlu, sağlıklı ve güzel bir Pazar günü dilerim.




