Hasan Hastürer

Hem sordum hem yanıtladım… (2) Paniğe hiç gerek yok…

Bunca yıldır yazıyorum… İletişim kalitesi, verimliliği için arayışım, hiç bitmedi ve de bitmeyecek… Yazılarımın bir bölümünü daha siyah yazarak, öne çıkarmak istediklerimi işaret ederim bir anlamda. Sadece daha siyah bölümler okunsa, yazımın özü okunmuş olur.

Yazılarımı, konuşur gibi yazarım.

Bazı bölümlerinde birileri bana sormuş, ben de yanıtlamış şekliyle yazımı sürdürürüm.

Salı günü, “Hem sordum hem yanıtladım” diyerek farklı bir deneme yaptım.

Güzel, olumlu dönüşümler aldığım için bugün de ikinci kez aynı üslubu deneyeceğim.

Hem soracağım hem yanıtlayacağım.

***

   Kıbrıs’ta mülkiyet sorunu çözümü olmayan bir sorun mu?

Tabii ki hayır. Ancak bu soruyu yanıtlamadan biraz geriye gidelim.

   Kıbrıs’ta ilk ciddi taşınmaz mal terkini, Kıbrıslı Türkler yaşadı. 21 Aralık 1963 sonrası 103 Türk köyünden, Kıbrıslı Türkler, Rum saldırıları nedeniyle göç etmek zorunda kaldı. Biz de K. Kaymaklı’dan göç ettik. 1974’e kadar 11 yıl, Kıbrıslı Türklerin geride bıraktığı taşınmaz mallarıyla ilgili, hakları konuşulmadı. Kimse de o şartlarda hakkını aramayı düşünmedi bile.

20 Temmuz 1974 sonrası, 1975 Ağustos’unda Rauf Denktaş – Glafkos Klerides, gönüllük esasına göre Kuzey’deki Rumların Güneye, Güneydeki Kıbrıslı Türklerin de Kuzeye gelmesini içeren bir anlaşma yaptı.

 

   Bu anlaşma taşınmaz mallarla ilgili bir içeriğe sahip miydi?

Açıkça yazılı olmasa da fiilen uygulamanın bir sonuç getireceği biliniyordu.

   Türk tarafı, Kuzey Kıbrıs’ta taşınmaz mal tahsis belgesi ve devamında İTEM Yasasına göre koçan verirken, Güney’deki taşınmaz mallarla ilgili de feragatname imzalattı. Böyle olunca Kıbrıslı Türklerin, Güney’deki, koçanlı taşınmaz mallarıyla bağları ciddi anlamda zayıflatıldı.

   Rumlar, Güney’de kalan Kıbrıslı Türklere ait taşınmaz mallarla ilgili vasilik sistemi kurdu. Çok düşük parayla ve çok uzun vadeli kiralama yoluna gittiler. İstimlak durumunda ise Kıbrıslı Türklerin mallarını istimlak etme tercihleri oldu.

Yeri mi değil mi bilmem ama yazayım. Kıbrıs Türk liderliği Kuzey Kıbrıs’ı kurtarılmış bölge olarak isimlendirmiş ve Güneyden gelenler Kurtarılmış bölgeye gelmişti.

Rumlar, Güney’e gitse de gözlerini Kuzeyden koparmamış ve Rum göçmenlerin bu anlayışı koruması resmi politika olmuştu.

 

   Rumların açtığı davalarla Kuzey’deki sadece iş insanları değil, pek çok vatandaş da rahatsız, huzursuz oldu. Çok geniş rahatsızlığa ya da paniğe gerek var mı?

Rahatsızlığın çoğu, kaygı kökenlidir. Paniğe hiç gerek yok. Bizdeki durum sadece bize özgü değildir. Yüzde yüz aynı olmasa da dünyada özü benzeyen konular, vardır.

   Kıbrıs özelide Avrupa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yol gösterici olmuştur. Annan Planı’nın özünde de mülkiyet hakkı kadar, uzun süreli tasarruf ve inkişaf ettirmenin de hak kazandırıcı olduğu çok net olarak belirlenmiştir.

   Bir şartla, 1974 önceki en yalın tanımlamayla koçan sahiplerinin haklarına TAKAS, TAZMİNAT VE DE İADE YOLUYLA SAYGI GÖSTERİLMESİYLE…

 

   Bu üçünden en kolay hangisi uygulanırdır?

Tabii ki TAZMİNAT. Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) bu bağlamda AİHM tarafından da bir iç hukuk kurumsal yapısı, yolu olarak kabul edilmiştir.

   TMK’nın resmi internet sayfasındaki verilere göre, 23 Mayıs 2025 itibariyle, Komisyona toplam 8160 adet başvuru yapılmış ve bunlardan 2041 tanesi sonuçlandırılmıştır. Komisyon, şu ana kadar başvuranlara mallarının bedeli olarak 538.050.407 sterlin tazminata karar verilmiştir. Ayrıca, 5 başvuru için iade, 2 başvuru için takas ve tazminat, 8 başvuru için de iade ve tazminat kararı verilmiştir. Bir başvuru için çözümden sonra iade ve bir başvuruda da kısmi iade doğrultusunda karar verilmiştir. 

 

   En çok tehdit ve endişe emlak sektöründe, önemli boyutta yatırım yapanlardadır. Eli kolu bağlı bekleyecekler mi?

Tabii ki eli kolu bağlı beklemeyecekler.

   Yatırım yaptıkları ya da yatırım yapacakları arazilerin, taşınmaz malların Güney’deki sahiplerini bulup, Taşınmaz Mal Komisyonu huzurunda pazarlık, uzlaşı ve anlaşmaya davet edecekler. Böyle bir çağrı bile, mevcut koşullarda AİHM’in işaret ettiği yola saygıyı yansıttığı için, Rum liderliği saygı görmese bile AHİM ve öteki merkezlerde saygı görür. Hatta Rum tarafına karşı, “Ne yapıyorsunuz?” sorusunu sordurur.

Unutmayın, kendini çaresiz hisseden kaybetmeye mahkumdur. Bizler çaresiz değiliz, uluslararası hukuka uygun çarelerimiz de vardır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu