Barış, sadece silahların susması değildir…

Birleşmiş Milletler Barış Gücü… Kıbrıs’ta tam 52 yıldır görevde. Yarım asrı aşan bir “geçici” görev. Geçici olan kalıcıya dönüşmüşse, orada durup düşünmek gerekir.
21 Aralık 1963… Kıbrıs Türkü için sadece bir tarih değil, bir kırılma noktasıdır. Devletten dışlanma, enklavlara sıkışma, hayatta kalma mücadelesi… Ve tam da bu kritik dönemde sahneye çıkan bir aktör: Birleşmiş Milletler Barış Gücü.
Çocuktum… Araçlarında yazını UN’yi United Nations olarak değil doğrudan Türkçe bildiğimi UN olarak okuyorduk.
Günlük hayatımızda görünürdüler. 1967 sonrası Rumların, Lefkoşa ve Girne’ye konvoy halinde seyahatlerine BM Barış Gücü eşlik ederdir. Kermiya’dan gelirler… Ortaköy – Gönyeli – Boğaz güzergahından Girne’ye giderler… Ters sıralamayla da Lefkoşa’ya ulaşırlardı.
***
Gelelim esas soruya… BM Barış Gücü adada ne yaptı? Ya da ne yapabildi?
Barış gücü, iki toplum arasında “eşit mesafede” durmak için geldi. Teoride kulağa hoş gelen bir tanım. Ancak pratikte eşit mesafe, eşit etki yaratmaz. Eğer bir taraf sistematik olarak dışlanıyorsa, diğer taraf devlet mekanizmasını tek başına kullanıyor ve BM , iki toplum tanımlamasına uymazsa, “eşit mesafedeyim” diyerek adaleti sağlayamaz.
Eşitlik sadece mesafe ile ölçülmez; sonuçla ölçülür.
Sözde eşit mesafe bazen eşitsizliğin üzerini örten bir perdeye dönüşür.
***
Barış gücü kritik anlarda çoğu zaman seyirci kaldı. Türklerin enklavlarda yaşadığı izolasyon, ekonomik ve sosyal kuşatma, güvenlik kaygıları… Bunlar yaşanırken Barış Gücü çoğunlukla “rapor yazdı”. Rapor yazmakla gerçeklik değişmez.
***
Kıbrıs’ta barış gücü olmasa ne olur?
“Çatışma çıkar” diyelim. Peki, barış gücü varken çatışma riski tamamen ortadan kalktı mı?
Hayır.
Daha da önemlisi, geçmişte yaşanan sıcak çatışmalarda barış gücünün belirleyici, caydırıcı, oyunu değiştiren bir müdahalesi oldu mu?
Somut, net, tartışmasız bir örnek göstermek zor.
O zaman şu soruyu soralım: Varlığı ile yokluğu arasında ne kadar fark var?
***
Bugün Kıbrıs’ta barış gücü hâlâ görevde.
Barış, sadece silahların susması değildir.
Adaletin hissedilmesidir.
Eşitliğin yaşanmasıdır.
Güvenin oluşmasıdır.
Eğer bunlar yoksa, sadece “sessizlik” vardır. Sessizlik ise her zaman barış değildir.
Bu yazıyı bir hüküm vermek için değil, düşünceleri dürtmek, şiddalamak için yazdım.
Belki bazı sorular rahatsız eder.
Ama doğru sorular sorulmadan, doğru cevaplar bulunamaz.
… Kıbrıs’ta hâlâ cevap bekleyen çok soru var.




