İnadına Barış ve KKTC Şakası

Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş Kıbrıs Türk tarihinde kendi dönemi içerisinde en fazla eleştiri almış bir siyasetçidir.
Aslında Denktaş için “siyasetçi” ifadesi çok da doğru olmaz.
Çünkü o siyasetin henüz kurulmadığı dönemde aktif olmuş bir toplum lideridir.
Genel anlamda siyasetçi desek bile özel anlamıyla tam bir toplum lideridir.
Ne yapmıştır ki eleştirilmiştir..?
Bu soruya verilecek en net yanıt “Kıbrıs’ta çözüme karşı olmuştur” şeklindedir.
Ve tabii ki yanlıştır.
Bunu bize öğreten yine zaman olmuştur.
Denktaş karşıtları onu çözüme karşı olmakla suçlarken kendilerini de çözüm ve barış yanlısı olarak görmüşlerdir.
Geride bıraktığımız süreçte “çözüm ve barış” politikalarını “inadına barış” sloganlarıyla yürütenlerin bugün geldikleri nokta gayet nettir.
Annan Planı dönemiyle başlayan süreç en sonunda sol siyaseti de yüzleşme noktasına getirmiştir.
Sağ siyaset referandumun hemen ertesinde artık çözüme karşı olmaktan vazgeçmiş ve çözümü kendi modeliyle kabullenir olmuştu.
Ama sol siyaset buna yakın zamana kadar direndi.
Değişime karşı olan bu direnişin son cumhurbaşkanı seçimi ile sona ermekte olduğunu görmekteyiz.
Bugün artık sol siyaset de çözümsüzlüğün Türk tarafındaki hakim siyasi anlayıştan değil de Rum tarafının siyasi anlayışından kaynaklandığını görmüştür.
Görmüştür ve kendisini ona göre revize etmeye başlamıştır.
Bu revizyon elbette ki öyle bir gecede tamamlanıp ertesi sabaha kullanıma hazır bir paket şeklinde olmayacaktır.
Sol siyasetimiz de ne yazık ki aynı sağ siyasetimiz gibi kendisiyle yüzleşmekten kaçmıştır.
Ancak bugüne kadar kaçabilmiştir daha doğrusu.
Artık kaçış sona ermiş ve yüzleşme başlamıştır.
Söylemlerde gidilen değişimin bile halk tarafından ne kadar kabul gördüğü ve oy karşılığına dönüştüğü son seçimde belgelenmiştir.
Kendi tarafını suçlamak yerine katı çizgilerini aşağıya çekip yeni söylem modelleri yaratmanın halk tarafından gördüğü kabul oranı göz ardı edilemez.
Bu gerçek sol siyasetin müzakere koşullarına etki etmiştir.
Bu etkileşim daha da sürecektir.
Türkiye ile olan ilişkiler de bu etkileşimden nasibini alacaktır.
Siyaseten kullanılan “işgal” kelimesinin ne kadar yakışıksız olduğu da nasiplenecektir bu etkileşimden.
Ama en fazla da “inadına çözüm” sloganı etki alacaktır.
Artık bu işin inadına değil de olması gereken bir şekilde mevcut gerçekler temelinde gerçekleşmesi gerektiği hakim olacaktır.
En son raddede de KKTC bu etkileşimin etki alanına girecektir.
Bugün 42 yaşını doldurmuş olan KKTC’nin kurulma maksatları ve varlığını gerekliliği daha net anlaşılmaya başlanmıştır.
Denktaş ile başlayan, müzakere koşulları ile devam eden değişimde sıra çözüm modeline gelmekte.
Ardında KKTC’ye sıra gelecek…
Bu gidişle de seneye, yani 43’üncü yaşı çok daha farklı bir bakışla kutluyor olabiliriz..
Şimdilik bu noktadayız ama siyasetimizin gidişatı hızla değişmekte.
Bu sene böye olsun, bakalım seneye ne olacak..

