Hasan Hastürer

İsrail, Güney Kıbrıs için bir mermi bile sıkmaz…

AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun  Haravgi’ye verdiği demeçte söylediklerini dikkatle okudum.

   Toplumda İsrail’le iş birliklerinin Güney Kıbrıs’ı Türkiye’ye karşı korumak için bir kalkan oluşturduğuna dair dolaylı bir mesaj yayılmasına izin verildiğini dile getiren Stefanu, bunun bir kuruntu olduğunu ve böyle bir şey olmadığını dile getirdi.

   Stefanu İsrail’in Güney Kıbrıs’ı savunmak için tek bir askerini bile feda etmeye asla niyeti olmadığını sözlerine ekledi.

***

Stefanu doğru söyledi. İsrail Güney Kıbrıs’ı savunmak için tek bir askerini bile feda etmez.

   Tek bir askerini bile feda etmeme bir yana, Güney Kıbrıs için Türkiye veya bir başka ülkeye BİR MERMİ BİLE SIKMAZ.

   Dahası, İsrail, Türkiye’ye sırtını dönme anlamına gelecek şekilde, Rum Yönetimi, Yunanistan veya başka bölge ülkeleriyle anlaşma yapmaz.

   Türkiye – İsrail arasında gerginlik nitelikli gelişmeler olsa bile, iki ülke arasındaki stratejik önem taşıyan ilişkiler asla kopma noktasına gelmez.

   Türkiye, İsrail’i stratejik müttefik olarak görmese de, İsrail, Türkiye’yi ÖRTÜLÜ STRATEJİK MÜTTEFİK GÖRÜR.

***

Gelin hep birlikte 13-14 yıl geriye gidelim. Güney Kıbrıs, 2007’nin başlarında 13 doğalgaz arama sahası belirleyerek ihaleye çıkmıştı. Noble Energy de “Ensco 5006” platformu ile 12. parselde sondaj faaliyetlerine Eylül 2011’de başlamıştı. Sonrasında da sondaj faaliyetleri devam etmişti.

   O zamanda, sondaj çalışmalarının güvenliğinin İsrail tarafından sağlanacağı konuşuluyordu. Hiç iletişimim olmayan Güneydeki İsrail Büyükelçiliği’nden bilgilendirme amaçlı bir davet almış, iki arkadaşımla gitmiştik.

   Kendileri davet etmiş olmasına rağmen, ayakkabılarımızın içeriye götürülüp, kontrol edilmesi dahil sıkı bir güvenlik denetiminden geçerek toplantı yapacağımı odaya alınmıştık.

Daha toplantı başlarken, hem toplantının hem de içeriğinin kayıt dışı olduğu, yazılı ve sözlü kamu oyuyla paylaşılamayacağı belirtilmişti.

Meslek hayatımda bu prensiple katıldığım toplantı sayısı bir elin parmak sayısı kadar yoktur.

   O toplantı, üniversitelerin iletişim bölümlerinde bir uygulama örneği ele alınabilir. Bir saati aşkın süre toplantı sürdü. Ağırlıkla İsrail’in Lefkoşa Büyükelçiliğinin üst düzey yetkilileri konuştu. Hiç bir şekilde, “Burası önemli; Buranın altını çiziyoruz; Buraya dikkatinizi çekiyoruz” demediler.

   Ancak  iki noktayı ya da prensibi çok ustaca bize not ettiriyorlardı.

   Bir… İsrail, kendi çıkarları dışında bir başkası için savaşmaz, bir tek mermi bile sıkmaz.

   İki… Ortadoğu’da Türkiye, İsrail’in müttefikliği olmadan varlığını sürdürülebilir, ama, İsrail’in Türkiye’nin stratejik müttefikliğine ihtiyacı vardır.

***

O günden sonra İsrail’in dünden bugüne güç kullanmalarını, Türkiye ile ilişkilerini bu iki prensibi unutmadan, anımsayarak okudum, yorumladım…  Her türlü Türkiye – İsrail geriliminin de kopma noktasına gelmeden bir yerde duracağını ya da durdurulacağını bildim. Süreç içinde yanılmadım da…

***

Bir soru… İsrail’in NATO üyeliği neden gündeme gelmez?

   Ya da isterseniz, “Ortadoğu’nun Küçük ABD’si olmasına rağmen, İsrail neden NATO üyesi değil?”

İsrail, yanılmıyorsam 1994’ten beri NATO ile ilişki içindedir. Bu ilişki kademeli, ya da tam üyelik değil, ortaklık düzeyindedir.

İsrail, NATO’nun Akdeniz Diyaloğu programına dahildir. Tatbikatlar, askeri eğitim, istihbarat paylaşımı ve savunma teknolojileri alanında iş birliği yapılır

Hatta, NATO’nun Brüksel’deki merkezinde İsrail diplomatik misyonu bulunur.

İsrail’in NATO üyeliğine engel isterseniz, bulunup seslendirilebilir.

   Bana göre en önemli neden, İsrail’in kendi çıkarları dışında askeri gücünü kullanmama politikasıdır. İhtiyacı olduğu an, NATO olarak olmasa da başta ABD olmak üzere NATO’nun önemli üyeleri etkin ve fiili olarak İsrail’in yanındadır.

***

   İşte bu İsrail, “Güney Kıbrıs’ı Türkiye’ye karşı korumak için bir kalkan oluşturacakmış”…

   Hristodulidis, buna gerçekten inanıyorsa, uluslararası güç buluşturmasının ilkelerini bildiğinden ciddi kuşku duyarım.

   Güç birleştirmede esas olan güce sahip olanın, o gücü ne zaman, nasıl ve ne uğruna kullanacağının net olarak bilinmesidir.

   Hristodulidis, dersini bilmeden, konuşuyor… Rum toplumu da bunu yutuyorsa ne diyebilirim…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu