Güvenin Tükendiği Yerde, Sandık Kaçınılmazdır…

Kuzey Kıbrıs’ta siyaset uzun zamandır halkın beklentilerine cevap vermekte zorlanıyor. Yaşanan ekonomik sıkıntılar, kamu yönetimindeki aksaklıklar, liyakat tartışmaları ve çözüm bekleyen kronik sorunlar, vatandaşın siyaset kurumuna olan güvenini ciddi şekilde aşındırmış durumda. Bu nedenle, hiç arzu edilmemesine rağmen erken seçim artık siyasi bir tercih olmaktan çıkmış, toplumsal bir ihtiyaç haline gelmiştir.
Ancak burada dikkat çekici bir durum vardır. Halkın güven kaybı yalnızca hükümetle sınırlı değildir. Başbakan Ünal Üstel ve koalisyon ortaklarına yönelik eleştiriler elbette yüksektir. Vatandaş, ülkenin karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümünde hükümetin yeterli performans gösteremediğini düşünmektedir. Fakat aynı vatandaş, mecliste bulunan muhalefete de güvenmemektedir.
Peki neden?
Çünkü halk artık yalnızca eleştiren değil, çözüm üreten siyaset görmek istiyor. Muhalefetin görevi hükümetin eksiklerini ortaya koymak kadar, ülkenin geleceğine dair somut bir vizyon ortaya koymaktır. Vatandaş, yıllardır süren siyasi çekişmelerin arasında kendi sorunlarının geri plana itildiğini düşünüyor. Geçim derdi yaşayan, çocuklarının geleceğinden endişe eden, kamu hizmetlerindeki aksaklıklardan bunalan insanlar için siyasi sloganların artık bir karşılığı kalmamıştır.
Bugün gelinen noktada toplumun önemli bir kesimi, mevcut siyasi aktörlerin büyük bölümünün koltuklarını koruma mücadelesi verdiği kanaatindedir. Oysa siyaset makamları bir amaç değil, halka hizmet etmek için bir araçtır. Demokrasi, gerektiğinde milletin hakemliğine başvurabilme cesaretini göstermeyi de gerektirir.
Bu nedenle erken seçim, yerel seçimlerin gölgesinde bırakılmadan, makul bir zaman dilimi içerisinde ve ayrı bir tarihte gerçekleştirilmelidir. Yerel yönetimlerin sorunları ile ülke yönetiminin sorunları farklıdır. Seçmenin her iki konuda da iradesini net bir şekilde ortaya koyabilmesi için seçim süreçlerinin birbirinden bağımsız yürütülmesi daha sağlıklı olacaktır.
Sandık tek başına bütün sorunları çözmez. Ancak halkın güvenini kaybetmiş bir siyasi yapının yoluna devam etmesi de çözüm değildir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, sadece yeni bir hükümet değil; halkın güvenini yeniden kazanabilecek yeni bir siyaset anlayışıdır.
Çünkü demokrasilerde en büyük meşruiyet kaynağı halkın güvenidir. Güvenin tükendiği yerde ise söz yeniden millete aittir.
