Zamlar, Vicdanlar ve Ekonomik Çıkmazlar:

Serbest Piyasa mı, Serbest Vurgun mu?
Asgari ücrete yapılan her artış daha yürürlüğe girmeden, piyasada zincirleme zamlarla karşılık buluyor. Sanki alım gücünü korumaya dönük bu müdahale, bir alarm zili işlevi görüyor: Toptancısından perakendecisine, hizmet sağlayıcısından üreticisine kadar herkes, hemen fiyatlarını yukarı çekiyor. Gerekçe hazır: “Maliyetler arttı.”
Ancak şu soruyu sormadan edemiyoruz: Aslında gerçekten maliyet mi artıyor, yoksa fırsatçılık mı devreye giriyor?
Bugün “serbest piyasa” adı altında yürütülen ekonomik düzenin, birçok sektörde bir ahlaki deformasyona dönüştüğüne şahit oluyoruz. Serbest piyasa, rekabetin, verimliliğin ve inovasyonun önünü açmalıydı. Oysa bizde bu model, denetimsizlikle birleşince çoğu zaman “serbest vurgun”a evriliyor. Fiyatlar, sadece arz-talep dengesiyle değil; aynı zamanda açgözlülükle, fırsatçılıkla ve kimi zaman da keyfi kar marjlarıyla belirleniyor.
Eşel Mobil Sistemi Neden Yetersiz Kaldı?
Devlet bir süredir maaşları ve asgari ücreti enflasyon oranına göre artırmak amacıyla eşel mobil benzeri bir yöntem uygulamaya çalışıyor. Fakat bu sistem, temel bir eksiklik taşıyor: Sadece maaşlara yapılan artışlar, piyasadaki fiyat denetimsizliği karşısında işlevsiz hale geliyor. Ücret artıyor, ancak o ücretin alım gücü aynı hızla eriyor.
Ücretleri artırmak tek başına çözüm değil. Aynı zamanda fiyat istikrarı sağlanmalı ve piyasa ahlakı yeniden inşa edilmelidir.
Radikal Bir Öneri yapacak olursak: Dondurmak Mümkün mü?
Bu noktada radikal ama üzerinde düşünülmesi gereken bir öneri geliyor akla:
Devlet, kamuda maaş artışlarını bir süreliğine dondursun. Özel sektör de asgari ücret dahil olmak üzere ücretleri belirli bir noktada sabit tutsun. Ancak bu kararın en kritik ayağı işte burada başlıyor: Ticaret erbabı da kar marjlarını ve mal fiyatlarını dondursun. Kısacası: Herkes fedakarlık etsin.
Zira fedakarlık sadece devletten, sadece çalışanlardan veya sadece işverenden beklenirse bu yapı sürdürülemez. Bu, kolektif bir seferberlik gerektirir.
Ekonomik İyileşme Nasıl Mümkün?
Böylesi bir toplumsal mutabakatla, kısa vadeli tüketim alışkanlıklarından, vurgun düzeninden ve fırsatçılıktan uzak bir piyasa düzeni kurulabilir. Elbette kolay değil. Ama asıl mesele şu: Mevcut gidişatla zaten batıyoruz. Herkes battıkça “Ben de kar etmeliyim” diyor ve döngü kırılmadan devam ediyor.
Sorun sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir meseleye dönüşmüş durumda. Sadece para politikalarıyla çözülecek gibi görünmüyor. Bu yüzden, fiyatların vicdanla belirlendiği, karın da insafla ölçüldüğü bir ekonomik düzene ihtiyaç var.
Son Söz
Ekonomi bir bilim olduğu kadar bir vicdan meselesidir. Bizler vicdanı olmayan bir piyasaya mahkûm oldukça, alınan her önlem bir başka vurgunun bahanesi olacaktır. Piyasanın serbest olması, kontrolsüz olması anlamına gelmemelidir.
Şimdi sormak gerekir:
Gerçekten bir ekonomik kurtuluş mümkün mü, yoksa bu düzenin batışıyla birlikte biz de sürüklenmeye devam mı edeceğiz?
Cevap, belki de vicdanlarda saklıdır.
