Hasan Hastürer

Kıbrıs mutfağı çalışıyor… Ve, uluslararası hukuk, Rabbena hep Rum’a hukuku mu?

 Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, önceki gün KIBRIS TV’de konuğumdu.

   Ersin Tatar, beş yıllık görev süresince Kıbrıs sorunuyla ilgili deneyim biriktirdiğini açık bir şekilde ifade ediyor.

   Sosyal iletişimleri bir yana Rum liderliğinin, çözüm konusunda isteksiz olduğunu, bu nedenle müzakere masasında uzlaşı noktasında buluşmanın zor olduğunu anlattı. Ancak satır aralarında şunu net olarak saptadım. Kıbrıs sorununa çözüm için, “KIBRIS MUTFAĞI ÇALIŞIYOR”…

   Bunun anlamı, zamanı geldiğinde çözümün, tıpkı 1960’ta olduğu gibi servis edileceğidir.

***

Vasiliu ve Hristofyas’ı kısmen ayrı tutmaya çalışabilirim. Geriye kalanlar Makarios’tan Hristodulidis’e kadar hepsi bir birinin benzeridir. Farklı kelimelerle benzer özleri ifade ettiler.

***

Bir zamanlar Anastasiadis, ”Avrupa’nın yapması gereken şey, gösterdiği sabrın neye yol açabileceğini düşünmek. Maalesef sükûneti bozan, tüm Doğu Akdeniz’i ve buraya kıyısı bulunan tüm ülkeleri kontrol altına almak isteyen bir ülke söz konusu” diyerek Türkiye’yi işaret etmişti.

Şimdi Hrsitodulidis’in söylediklerinin fark mı var? Hayır yoktur.

Bu anlayışta olan Rum liderliğine şu mesajı vermek gerekmez mi?

   “Uzun yıllardır Kıbrıslı Türkleri yok sayan, Kıbrıs Rum siyasetine sabır gösteren, genelde Dünya, özelde Avrupa’ya, sabırlarının nelere yol açtığını, ısrarla anımsatmak gerekir.”

***

1963 – 1974 arası, Kıbrıslı Türkler, köylerinden, evlerinden, yerlerinden oldu.

EOKA örgütlülüğü çatısı altında, Türk köylerine, Türk bölgelerine saldırıldı.

Kıbrıslı Türk nüfusunun önemli bir kısmı göçmen oldu.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Rum İşgali başladı.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Anayasal Kimliğini yitirdi..

Adadaki duruma, en başta ABD, NATO’nun zarar görmemesi önceliğiyle baktı.

Johnson, mektubuyla Türkiye’nin yasal müdahale hakkını kullanmasının önü alınırken, temel kaygı iki NATO müttefikinin karşı karşıya gelmesinin NATO’ya vereceği zarardı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Mart 1964’de Kıbrıs için aldığı ve Anayasal kimliği bozulmuş Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Rumlara teslim eden 186 sayılı kararı şu, şekilde başlar: “Kıbrıs ile ilgili mevcut durumun uluslararası barışı ve güvenliği tehdit etmesi muhtemel olduğu ve barışı korumak ve olabilir bir çözüm bulmak için, derhal ek önlemler alınmadığı sürece, koşulların daha da kötüleşebileceği aşikârdır.”

Adaya Barış Gücü gönderildi.

   Rumların ciddi hiçbir saldırısına karşı Barış Gücü etkin tavır sergilemedi.

   Eğer Kıbrıslı Türkler, Türkiye’nin garantörlüğüne yaşamsal önem veriyorsa, en önemli nedenlerden biri 1963-1974 arası, Rum saldırıları karşısında Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün hiçbir işe yaramamasıdır.

   Eğer Barış Gücü, o yıllarda işe yarayıp, Kıbrıslı Türklere güven verseydi, şimdi alternatif garantörlükler çok rahat konuşulabilir olabilirdi..

Acı ama gerçek, Türk tarafı olarak, uzun yıllar kararlı, sürekliliği olan politikalar üretip uygulayamadık.

Uygulamak, o siyasete dayalı sonuç almaktır da…

***

   İstenildiği kadar kılıf giydirilmeye çalışılsın… Rum liderliği Kıbrıslı Türkleri, adanın yönetiminde siyasi eşitlik bir yana, etkili partner, etkili ortak olarak bile bir türlü görememiştir, görmemiştir.

   Görmesi için de dünya, hiçbir şekilde yardımcı olmamıştır.

   1974’te Türkiye adaya Barış Harekatıyla müdahale edene kadar Kıbrıslı Türkler dikkate alınmamıştır. Tam tersi istenildiği zaman, baskı, şiddet ve dışlanma yaşanmıştır.

   1974’ten bugüne Kıbrıslı Türkleri ciddi, sonuca ulaşma yönünde muhatap almada, aşılamayan ve Rum toplumdan destek bulan, takıntıların varlığı da bir gerçektir.

Bu anlayış o kadar kronikleşmiştir ki, Kıbrıslı Türklere karşı insanlık suçu sayılacak, ambargoların dürtüyle, sağlayıcıları olduklarından haberleri yok hissi taşıyabiliyorlar.

   1963 – 1974 arası, Rum Toplumunda, “Nedir bu Kıbrıslı Türklere yaptığımız?” sorusunu ciddi ciddi soran bir tek siyasi yapı çıkmamıştı.

   1974 sonrası Kıbrıslı Türkler, barış ve çözüm isterken, Rumların da kabul edebileceği, adil taleplerde bulunulması için ses yükseltenler hep oldu.

***

Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Rum liderliği kaynaklı sıkıntı ve mağduriyetlerine karşı, AB ve BM’yi göreve davet etmeyi, Türkiye’nin dışında hiçbir ülke yapmadı… Uluslararası hukuk, RABBENA HEP RUM’A HUKUKU MU?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu