Derviş Doğan

Kuzey Kıbrıs’ta Türkiyeleşme Hâli…

Memlekette her alanda sorunlar derinleşiyor: Ekonomi çöküşte, hukuk ayaklar altında, eğitim sisteminde savrulma, sağlıkta yetersizlik, kurumlarda çürüme… Liste uzayıp gidiyor. Ancak ilginçtir ki, ülkeyi yönetenler tarafından yapılan açıklamalarda her şey güllük gülistanlık. Türkiye’nin artık “dünyaya yön veren” bir ülke olduğu söyleniyor. Oysa sokakta durum bambaşka.

 

İletişim biliminde buna “manipülasyon” denir. Gerçeği eğip bükerek sunmak, algıyı yönetmek. İnsanların yaşadığı gerçeklikle sunulan söylem arasındaki farkı gizleyerek, kitleleri yanıltmak… Bu, modern otoriter yönetimlerin en temel stratejilerinden biri hâline geldi. Ne yazık ki bu iletişim stratejisi yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmadı; Kuzey Kıbrıs’a da birebir ihraç edildi.

 

Son yıllarda Kuzey Kıbrıs’ta gözlemlediğimiz gelişmeler, “Türkiye’de ne varsa burada da olacak” anlayışının bir sonucu. Ancak burada dikkat çekici bir çelişki var: Türkiye’den gelen şeylerin çoğu, olumlu değil. Demokrasi kültüründen uzaklaşma, kurumların itibarsızlaştırılması, yargının bağımsızlığını yitirmesi, medya üzerinde artan baskılar, toplumun kutuplaştırılması ve liyakat yerine sadakatin esas alınması… Bunlar Türkiye’nin ithal ettiği “değerler” arasında ve ne yazık ki bu model, Kuzey Kıbrıs’ta da uygulanır hâle geldi.

 

Bir dönem kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, demokratik refleksleri güçlü olan bir toplum, bugün dış müdahalelere daha açık, siyasi iradesi tartışmalı ve ekonomik bağımlılığı daha da derinleşmiş bir yapıya evriliyor. Hükümetler, halktan çok Ankara’ya karşı sorumlu hissediyor; seçim süreçleri, siyasi mühendisliğin gölgesinde kalıyor.

 

Kısacası, Türkiye’nin içinden geçtiği otoriter dönüşüm süreci, Kuzey Kıbrıs’ta bir nevi laboratuvar ortamına dönüştürülmüş durumda. “Küçük Türkiye” yaratma hayali, bu ülkenin toplumsal dokusunu, siyasi kültürünü ve gelecek umudunu ciddi şekilde zedeliyor. Üstelik bu benzeşme sürecinde iyi olan değil, kötü olan ithal ediliyor.

 

Oysa Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan bizler farklı bir gelecek hayal ediyoruz. Kendi kurumlarımıza  sahip çıkan, demokratik değerlere saygı duyan, özgürlükçü bir toplum yaratmak istiyoruz. Fakat bugün gelinen noktada, bu hayallerin yerini bir tür teslimiyet almış durumda.

 

Bu topraklar, Türkiye’nin kötüye gidişinin bir kopyası olmamalı. Aksine, farklılıklarıyla, çok sesliliğiyle, yerel aklıyla ve halkın iradesiyle kendi yolunu çizebilmeli. Unutmayalım ki her toplum, kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir bu hak, ithal edilmiş söylemlerle değil, gerçek bir demokrasiyle mümkündür.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu