İyi Niyet Mi, Görevi Kötüye Kullanmak Mı?

Son günlerde kamuoyunu meşgul eden Gazimağusa Türk Maarif Koleji (GMTMK) ile ilgili gelişmeler, eğitim sistemimizin ne denli hassas bir dengeye sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Sevgili Serdinç Maypa’nın ortaya attığı iddialar çerçevesinde gündeme gelen konu, ilk bakışta “iyi niyetli bir müdahale” gibi lanse edilse de, derinlemesine bakıldığında durumun hiç de masum olmadığı açıkça görülüyor.
Bahsi geçen olayda, okul müdürünün bir üst sınıfa geçemeyen iki öğrencinin not ortalamalarını yükselterek geçmelerini sağladığı, ardından bu durumun ortaya çıkmasıyla birlikte notların eski haline getirilip öğrencilerin tekrar alt sınıfa düşürüldüğü belirtiliyor. Buradaki temel soru şu: Notlar üzerinde bir oynama yapıldı mı?
Görünen o ki, evet. Notlar bilinçli şekilde değiştirilmiş. Bu da teknik olarak “not sahteciliği” anlamına gelir ve bunun adı, her ne kadar örtbas edilmeye çalışılsa da, açıkça usulsüzlüktür. Eğitim gibi adalet ve eşitliğin temel alınması gereken bir alanda, bu tür bir eylemin iyi niyetle açıklanması mümkün değildir.
Konunun sadece etik boyutu değil, aynı zamanda hukuki bir yönü de bulunmaktadır. Böyle bir müdahaleyle, hem diğer öğrencilerin hakkı gasp edilmiş hem de aynı durumda olup sınıf tekrarı yapmak zorunda kalan öğrencilere karşı ciddi bir haksızlık yapılmıştır. Bu durumda olan öğrenciler ya da velileri, ister istemez şu soruyu soracaktır: “Biz neden adil bir şekilde değerlendirilmedik?”
Eğer çalışarak notunu yükselten bir öğrenci, sınıf geçerken; benzer durumda olan başka öğrencilerin masa başında, bir kalem darbesiyle sınıf atlaması sağlanıyorsa, burada ciddi bir adaletsizlik vardır. Bu durum yalnızca öğrenciler arasında değil, öğretmenler arasında da güven kaybına yol açabilir. Kimin neye göre değerlendirildiği, kimin hangi notu gerçekten hak ettiği sorgulanır hale gelir.
Dolayısıyla bu tür bir yanlışı “iyi niyet güzellemesiyle” sunmak, hem eğitimi hem de kamu vicdanını hafife almaktır. Kaldı ki, eğitim kurumları sadece bilgi verilen yerler değil; aynı zamanda adalet, sorumluluk ve eşitlik gibi değerlerin hayat bulduğu kurumlardır. Bu değerlere gölge düşüren her davranış, kurumların saygınlığına da zarar verir.
Sonuç olarak, burada yapılan hatanın “iyi niyetle” açıklanması yeterli değildir. Bu eylemin gerek etik, gerekse hukuki anlamda bir karşılığı olmalıdır. Aksi takdirde eğitim sistemimizde oluşacak güvensizlik duygusunu tamir etmek her geçen gün daha da zor hale gelecektir.
