
Gençlerin geleceği, seçim dönemlerinde sıralanan vaatlerle ikna edilecek bir şey değildir. Hele ki yıllardır biriken sorunların sorumluluğunu taşıyanlar için birkaç ekonomik destek açıklayarak gençlerden yeniden umut ve güven beklemek, siyasetin en kolay ama en samimiyetsiz yollarından biridir.
Yıllardır bu ülkenin gençleri geçim derdiyle, barınma kriziyle, güvencesiz çalışma koşullarıyla ve geleceğe dair derin bir belirsizlikle mücadele ediyor. Kendi ülkesinde ev sahibi olmayı hayal olmaktan çıkaramayan, aldığı maaşla ay sonunu getiremeyen, emeğinin karşılığını alamayan ve yarınını planlayamayan bir gençlikten söz ediyoruz.
Şimdi seçim kapıya dayanınca ne oluyor?
Araçlarda KDV muafiyeti, telefon desteği, evlilik kredisi, maaş katkısı ve binlerce konut vaadi peş peşe sıralanıyor. Sanki gençlerin bütün sorunları birkaç indirim, bir miktar kredi ve seçim dönemine sığdırılmış ekonomik desteklerle çözülebilirmiş gibi…
Peki, insan sormadan edemiyor: Gençler neden kendi ülkelerinde ev alamıyor? Neden çalıştıkları hâlde insanca yaşayabilecekleri bir gelire ulaşamıyor? Neden geleceklerini bu topraklarda kurabileceklerine dair güven duymuyor? Neden her geçen gün daha fazla genç, hayatını başka ülkelerde kurmanın yollarını arıyor?
Bu soruların hiçbiri bugün ortaya çıkmadı. Barınma krizi de geçim sıkıntısı da gençlerin gelecek kaygısı da bir gecede oluşmadı. Bunlar, yıllardır uygulanan politikaların, ertelenen reformların ve çözülmeyen yapısal sorunların bir sonucudur. Dolayısıyla bugün vaat dağıtanların, önce geçmişin hesabını vermesi gerekir.
Çünkü gençler artık yalnızca ne vaat edildiğini değil, neden bugüne kadar yapılmadığını da sorguluyor.
Gençlere telefon indirimi değil, insanca yaşayabilecekleri bir düzen lazım. Evlilik kredisi değil, aile kurmayı ekonomik bir çıkmaza dönüştürmeyen koşullar lazım. Seçim dönemine özgü geçici destekler değil, güvenceli istihdam, erişilebilir konut, nitelikli kamusal eğitim ve adil ücret politikaları lazım.
Gençlerin ihtiyacı, hayatlarını birkaç yıllığına kolaylaştıracak yardımlar değil; kendi ayakları üzerinde durabilecekleri, emeklerinin karşılığını alabilecekleri ve geleceklerini korkmadan planlayabilecekleri bir ülkedir.
Bir gencin kendi ülkesinde ev sahibi olabilmesi bir lütuf değildir. Çalışarak geçinebilmesi bir ayrıcalık değildir. Eğitim aldığı alanda iş bulabilmesi, insanca yaşayabilmesi ve yarınından emin olabilmesi, yönetenlerin seçim döneminde sunduğu bir iyilik değil, kamusal sorumluluğun gereğidir.
Üstelik gençlerin beklentisi yalnızca ekonomik değildir. Adalet istiyorlar. Liyakat istiyorlar. Fırsat eşitliği istiyorlar. Torpilin değil emeğin, ilişkilerin değil yeteneğin, siyasi yakınlığın değil başarının belirleyici olduğu bir düzen istiyorlar. Kısacası, kendilerine yalnızca bugün için değil, yarın için de umut verebilen bir ülke istiyorlar.
Siyasetçiler şunu anlamalıdır: Gençler, seçim dönemlerinde hatırlanacak bir seçmen kitlesinden ibaret değildir. Onlar bu ülkenin bugünü, yarını ve en büyük toplumsal gücüdür. Onların hayallerini seçim kampanyalarının süsüne, ihtiyaçlarını propaganda malzemesine dönüştürmek kimseye kalıcı bir siyasi başarı kazandırmaz.
Çünkü güven, vaatlerin çokluğuyla değil, verilen sözlerin tutulmasıyla kazanılır. İnandırıcılık, açıklanan destek paketleriyle değil, insanların hayatında yaratılan gerçek değişimle ölçülür.
Gençlerin geleceği hiçbir siyasi partinin seçim yatırımı değildir. Gençler bu ülkenin geleceğidir.
Ve o geleceği korumak isteyenler, seçim meydanlarında ne dağıtacaklarını anlatmadan önce, yıllardır neden bu kadar çok gencin umudunu başka ülkelerde aramak zorunda kaldığını açıklamalıdır.
Artık vaatlerin değil, hesabı verilebilir icraatların konuşulma zamanıdır. Gençlerden oy istemeden önce, onlara nasıl bir ülke bıraktığınızın hesabını verin.
Çünkü gençler vaatlerle oyalanacak bir nesil değil; geleceği hakkında söz sahibi olması gereken bir toplum kesimidir.

