Derviş DoğanYazarlar

Bir Ülkede Adaletin Ölçüsü Rakamlar mı, Vicdan mı?

Bu ülkede gelir adaletsizliği olduğunu yıllardır biliyoruz. Çalışanın, emeklinin, dar gelirlinin her geçen gün daha fazla zorlandığı; hayat pahalılığının insanları nefes alamaz hale getirdiği bir düzenin içinde yaşıyoruz.

Ancak asıl sorgulanması gereken nokta sadece gelir farklarının büyümesi değildir. Daha derin bir mesele var: Devlet eliyle oluşturulan ayrıcalıklar ve kamu kaynaklarının dağıtımındaki adaletsizlik.

Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası Başkanı Güven Bengihan’ın gündeme getirdiği iddialar, toplumda zaten var olan bu rahatsızlığı yeniden tartışmaya açtı. Üst düzey bürokrat atamalarının, görev süresinden çok emeklilik hakları ve yüksek maaş avantajları üzerinden değerlendirildiği yönündeki eleştiriler; kamu yönetiminin hangi ölçülerle şekillendiği sorusunu beraberinde getiriyor.

Yüz binlerce liralık maaş aldığı belirtilen müşavirler, milyonları bulduğu ifade edilen emeklilik ikramiyeleri ve kamunun sırtındaki mali yük… Bunlar sadece ekonomik rakamlar değildir. Bunlar aynı zamanda bir toplumda adalet duygusunun ne kadar yara aldığının göstergeleridir.

Çünkü bir ülkede özel sektör çalışanı dar gelirli kamu çalışanları,  işçi, küçük esnaf geçim mücadelesi verirken; bazı kesimlerin kamu imkanlarından olağanüstü ölçüde faydalandığı algısı oluşuyorsa, burada sadece ekonomi değil, toplumsal güven de zarar görür.

Devletin görevi belli kesimlere ayrıcalık yaratmak değil, vatandaşlar arasında hakkaniyeti sağlamaktır. Kamu görevi bir makam ve imtiyaz kapısı değil, topluma hizmet sorumluluğudur.

Bugün tartışmamız gereken şey sadece “kim ne kadar maaş alıyor?” sorusu değildir. Asıl soru şudur:

Bir ülkenin kaynakları dağıtılırken hangi kriterler esas alınıyor?

Liyakat mı? İhtiyaç mı? Kamu yararı mı? Yoksa kişilere göre değişen siyasi tercihler mi?

Gelir adaletsizliği sadece zengin ile fakir arasındaki fark değildir. Bazen aynı devlet çatısı altında birilerinin sürekli korunması, diğerlerinin ise sürekli fedakârlığa zorlanmasıdır.

Toplumların geleceğini belirleyen en önemli unsur ekonomiden önce adalet duygusudur. Çünkü insanlar zor şartlara bir süre dayanabilir; ancak adaletsizliğe olan inançlarını kaybettiklerinde, devletle aralarındaki bağ da zayıflamaya başlar.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla ayrıcalık değil; daha fazla şeffaflık, daha fazla hesap verebilirlik ve herkes için eşit ölçüde çalışan bir kamu düzenidir.

Çünkü bir ülkede gerçek zenginlik, bazı insanların çok kazanması değil; toplumun büyük çoğunluğunun kendini değerli ve güvende hissetmesidir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu