Gerçekten, anlaşılır gibi değil…

Halktan kopmuş,ülkenin ihtiyaçlarını göremeyecek kadar kendinden geçmiş bir anlayışla karşı karşıyayız. Sayın Tatar
Kıbrıslı Rum lider Hristodulidis ile görüşmeyi reddettiğini belirtiyor.
Sebep olarak da mülkiyet konusunda yapılan tutuklamaları gösteriyor. Oysa sırf bunları çözmek ya da konuya bir gerçeklik kazandırmak için görüşmesi diplomasi yürütmesi gerekmez miydi? Kesinlikle gerekirdi. Nitekim
mülkiyet ile ilgili davalar, tutuklamalar, yargılamalar Kıbrıslı Türkleri tedirgin ettiği bir süreçte Sayın Tatar’ın yapması gereken diyalogtan kaçması değildi. Kaldı ki bütünlüklü çerçeve içinde sadece bu konu da yoktu.
Schengen vize uygulaması başladığı andan itibaren halkın önemli bir kısmı fiilen Kıbrıs’ın Güney’ine geçemeyecek. Ortada böyle bir olumsuzluğun varlığı da söz konusu iken görüşmeyi reddetmek aklın yolu mu? Elbette değil.
Bunun da ötesinde yakın bir gelecekte TMK’nın etkin bir ic hukuk yolu olup olmadığı oylaması söz konusu. Ve biz bunun için de diyalog kurmak sorunu gidermek durumundayken bir bahane üreterek diyalogtan kaçmanın mantıklı bir izahı olamaz.
Dolayısıyla Sayın Tatar’ın bütün bu gerçekler ortada dururken görüşmeyi reddetmesi Kıbrıs’ta çözümü istemeyen taraf yaftasını üzerimize yapıştırdı. Haliyle bu Rum Lider Hristodulidis’in eline bir koz verdi.
Bugün başta inşaat şirketleri olmak üzere paralel sektörü emlak ve daha birçok bağlantılı sektörün bu yaklaşımdan ciddi zararlar gördüğü bir dönemde aklın yolu diyalog kurup sorunları masaya yatırmak için girişim yapmak gerekirken bundan kaçınan bir yönetim anlayışı içinde olmak kabul edilemez.Sayın Tatar’ın bu anlayışı yalnız ortaya koymadığı da kuvvetle muhtemeldir.
O halde herkesin sorumlu ve ileriye dönük kazanımlar üzerinden ilerlemesi adına uluslararası hukukun da dikkate alınarak politikalar ortaya konulmasında çok büyük yararlar vardır.Sorunlar görüşmeden aşamayacağımızı başta Sayın Tatar olmak üzere, ona bu politikalarda destek verenlerin de idrak etmesi son derece yaşamsal bir öneme haizdir..
